Dijital Pazarlama

Amerika hayali kuran Pazarlamacılar, Ah keşke gitseler!

Pazarlama ile uğraşanlar hiçbir insan davranışını eleştirmemeli, her türlü davranışı anlamaya çalışmalıdır. Aksi durumda “ki günümüzdeki bir çok pazarlamacı buna dahil” pazarlama stratejilerini gerçek tüketiciden ziyade kafalarında canlandırdıkları müşteri profiline göre şekillendirmekteler.

Bu durum gün geçtikçe kötüleşiyor ve enteresan bir hal alıyor. Ofis odalarından, kahve dükkanlarından ve lüks mekanlardan çıkmayan plaza insanları, anadolunun küçük bir köyündeki insan davranışını nereden bilebilir?  Bilme kısmı bir yana, bu küçük yerlerde gerçekleşen “sözde cahilce ancak toplumun gerçeği olan davranışları” haberlerde ya da sosyal medyada gördükçe ülkeyi terkedip, amerikaya ya da avrupaya gitme hayallerinden bahsediyorlar.

Markaların boşa harcanan pazarlama bütçelerini düşündüğümüzde, içimizden geçmiyor değil: Ah keşke gitseler!

Herkes için geçerli olsa da öncelikle Pazarlamacılar, toplumun eksiklik ve acizliklerinden bahsederek, sosyal medyada like peşinde koşmayı bırakmalılar. Sonrasında ise plazalardaki güzel odalarını bırakıp, hedef kitlelerinin içine inmeli, onların sohbetlerine kulak misafiri olmalı hatta katılmalıdırlar.

Tabi ki bu işe koyulmak için ilk adım oldukça zor: İşe taksiyle gitme ve kafanızdaki tüketiciyle yaşamayı bırakıp, metrobüs ve minibüsleri tercih ederek, gerçek tüketiciyle tanışmaya başlamalısınız.

Kolay gelsin!

 

 

 

 

Dijital Pazarlama

Ulan İstanbul! Ulan Dijital!

Ulan İstanbul dizisi online’a da veda ediyormuş. Kanal D bu konuda bir açıklama yayınlamış:     https://www.kanald.com.tr/ulan-istanbul/haber/tesekkuru-bir-borc-biliriz

Kanal D’nin açıklaması ve özellikle “Türk izleyicisinin dijital yayıncılığa henüz hazır olmadığını görerek” sözüne karşılık kısa bir yazı yazmak istedim;

Dijitalin en kritik detaylarından biri dinamiklerin evrensel olmaması. Her durumun ki, bu ülke de olabilir, sektör de olabilir, aynı sektördeki farklı bir marka da olabilir, kendi dinamikleri ve yapı taşları var. Yurt dışında uygulananı alıp, aynı şekilde Türkiye’ye uygulamaya kalktığınızda dijitalde başarı elde etmek çok mümkün olmuyor. Bunun örneklerini çok fazla gördük.

Kanal D ve yapımcının burada, gelir modeli çeşitliliği oluşturması gerekiyordu. Sadece diziyi izlemeyi ücretli yaparak sürdürülebilir bir yapı oluşturmak çok mümkün olmaz Türkiye’de. Aklıma ilk gelen, bir eticaret sitesi üzerinden bölümlerle ilgili figür, giysi, aksesuar vb şeyler, kullanılan ürün ve kopya ürün mantığında satılabilirdi. Ya da müzik işin can damarı, spotify ya da farklı kanallar üzerinden müzik ile gelir oluşturulabilirdi. Düşününce bir çok şey çıkacaktır.

Türk insanları hazır değil demek, dijital dönüşümü anlamamış olmak demektir, değişemiyoruz demektir. Medya’nın önümüzdeki 5 senede nasıl dönüşeceğini göreceğiz. Ve geri kalanlar buna öncülük edenleri, cesaretsizliklerinden dolayı utanarak takip edecekler.

article-1162402-03ED9AAF000005DC-69_634x384
Dijital Pazarlama

Dijitalin Acı Gerçekleri

Dijital pazarlama çalışmalarında trend, satış odaklı stratejilere dönmeye başladı. Ancak bu noktada çizilen yanlış stratejiler ve insanın iyi analiz edilememesi(robotlaştırılması) başarısız sonuçlar doğuruyor. Gerçekte insanların gösterdikleri satın alım davranışları, yöneticilerin kafalarındakinden çok farklı.

Ne yazık ki pazarlamada gerçek insan davranışları çok da fazla incelenmeden, yöneticilerin hayal güçleri doğrultusunda planlar çiziliyor.

Kısa girişten sonra şunu belirtmeliyim: Bu yazı dijital pazarlama yöneticileri için hem iyi hem de kötü haberler içeriyor.

Son dönemde yaşadığım bir deneyimi sizinle birlikte detaylı analiz ederek, konuyu inceleyelim;

Şu an tatil fırsatları için erken rezervasyon denilen dönemdeyiz ve fiyatlar normal zamandakine göre çok daha uygun. Biz de eşimle bu fırsattan faydalanmak için yaz tatilimizi şimdiden planlamaya başladık. Aklımıza ilk gelen, geçen yıl tatil yaptığımız otel oldu.

Google ile ilk arama
Google’a otelin ismini yazarak tatil fiyatlarını araştırmaya başladım. Karşılaştığım tatil sitelerinin çoğuna tıklayarak fiyat karşılaştırması yaptım. Ve fiyatların geçen yıla oranla büyük ölçüde arttığını gördüm. Bunun üzerine aynı lokasyonda olan diğer otelleri araştırmaya koyuldum. Burada en çok dikkatimi çeken, oteller hakkında yapılan yorumlar ve hizmet çeşitlerine göre verilen puanlar oldu. Yaptığım incelemeler beni çok tatmin etmedi ve araştırmama son verdim.

Bekleme süreci, Remarketing dürtüyor
Yaklaşık 10 gün boyunca bu konuyla çok fazla ilgilenmedim. Ancak bu sürede remarketing ile karşıma çıkan reklamlar benim için konuyu canlı tutan bir neden oldu. 2 haftalık sürenin sonunda yeniden araştırma yapmaya karar verdim.

Google’da ikinciye arama
Google’a otelin ismini yazarak işe koyuldum. Karşıma otel ismini içerir şekilde çıkan ilk iki sonuca tıklayarak incelemeye koyuldum. Tıkladığım siteler Adwords reklamlarıydı. Organik arama sonuçlarıyla hiçbir şekilde ilgilenmeden siteleri gezmeye başladım.

Sitelere giriş ve inceleme tekrar başlar.
İncelediğim 2 sitenin birinde tatili planladığım tarihler için fiyat tutarını bulmakta bir hayli zorlandım. Diğerinde ise oldukça kolay bir şekilde fiyata ulaştım. Aradığıma kolayca ulaşabilmek beni bu siteye daha çok yakınlaştırdı. Diğer sitede zar zor fiyatı bulduktan sonra fiyatın da daha pahalı olduğunu gördüm ve kapattım. Şu anki kampanya nedeniyle bulunduğum sitenin fiyatı benim için cazipti ve satın almaya karar verdim. Ödeme yapma sürecine koyuldum.

Site belirlendi, ya sonrası?
O anda sitede arama motoru optimizasyonu için açılmış gereksiz sayfa yönlendirmeleri dikkatimi çekti. (Kayak Otelleri, Termal Oteller, Kıbrıs Yılbaşı Otelleri, Kıbrıs Balayı Otelleri, Kıbrıs Girne Otelleri, Kıbrıs Lefkoşa Otelleri) Haber sitelerinde son dönemde sıkça artan spam etiketlerden sonra bu durum tüm sitelerde olumsuz bir algı bırakabiliyor. İnsanlar belki eskiden bu yönlendirmelerden çok fazla rahatsız olmuyorlardı, ancak şimdi spamı fark edebiliyorlar.

Kullanıcı dostu bir şey arayışları
Bunun üzerine ana sayfaya dönerek sitenin gerçekten güvenilir olup olmadığını sorgulamaya başladım. Ancak ana sayfanın kullanıcı deneyiminden ziyade sadece arama motoruna yönelik hazırlanmış olması güvenimi bir aşama daha azalttı.
Ana sayfada bulunan müşteri hizmetleri numarasını aradım, mesai saatleri dışında çalışmıyorlardı. Kendini online’da konumlandıran bir markanın offline gibi sadece mesai saatleri içerisinde çalışması markaya olan ilgimi de oldukça azalttı. O an tek güven verici neden sitenin SSL sertifikasının olmasıydı.

Daha sonra sitede hakkımızda bölümünü aramaya koyuldum ve bulana kadar bir hayli vakit harcadım. Sitenin en alt köşesine konulan yönlendirme üzerinden sonunda ulaşabildim. Ancak sitenin arama motorları üzerinden ziyaretçi kazanımı amaçlı hazırlanmış, kurumsalıktan uzak görüntüsü beni online satın alımdan vazgeçirdi.

Son olarak iletişim bölümüne tıklayarak şirketin offline binasının adresini kaydettim. Dijitalde tüm süreçlerinin çok kötü olmasına rağmen fiyat avantajından dolayı markanın ofisine gitmeye karar verdim. Bir sonraki gün şirketin offline merkezine giderek rezervasyonumu yaptırdım. İşlem süresince bana markaya nereden ulaştığım konusunda bir soru sorulmadı.

 

Gelelim acı gerçeklere;

  • Şu an markanın eticaret yöneticisi kötü online kullanıcı deneyimleri sebebiyle yüksek bir alışveriş sepeti cirosunu kaybettiğinin farkında değil. Aynı zamanda offline şubenin başındaki yönetici, dijital çalışmaların satışa dönmediğini ve satışın ana kanalının offline mağaza olduğunu düşünüyor. Oysa ki durum hiç de böyle değil. Neden mi?

 

  • İnsanlar belirli miktarın üzerindeki ödemelerinde offline teması daha güvenilir buluyor ve tercih ediyor. Özellikle site de çok kullanılabilir değilse, online alışveriş hayal olabiliyor. Ancak bu durum satışın “dijital üzerinden gerçekleştiği” gerçeğini değiştirmez.

 

  • Şunu söyleyebiliriz ki dijital çalışmaların sonucu online’da ve kısa vadede gerçekleşmek zorunda değil. Özellikle bugün hiç kimse arama motorlarına uğramadan satın alım kararı vermezken, dijital pazarlamanın dönüşümünü sadece online satışlarla değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.

 

  • Adwords reklamları kullanmak zorundasınız. İnsanların çoğu artık ilk sıralarda çıkan reklam souçlarının altına dahi inmemeye başlıyor. Bu nedenle müşteri kaybetmemek ve yeni müşteriler kazanmak için çalışmalarınızı mutlaka Adwords ile desteklemelisiniz. Hizmet satın aldığım şirketin yöneticileri şu an 1 TL’lik tıklama başı Adwords maliyeti ile iyi bir ciro kazandıklarının farkında dahi değiller.

 

  • Dönüşüm her zaman kısa vadeli olmak zorunda değildir. İnsanlar özellikle belirli bir fiyat seviyesinin üstündeki ürünleri satın alırken hızlı davranmazlar. Bu nedenle o insanları sürekli canlı tutmaya odaklanmalısınız. Bunun da en önemli yollarından bir tanesi remarketing hedeflemeleridir.

 

  • Yaptığınız çalışmalarda geri dönüşüm süresini doğru belirlemez ve aceleci davranırsanız (çalışmalarınızı dönüşüm almadığınızı düşünerek durdurursanız) satışın önemli bir kısmını kaybedebilirsiniz. Markanız ve ürünleriniz özelinde müşterilerin satın alım süreçlerini detaylı bir şekilde incelemeli ve çalışmalarınızın zamanlamalarını bu doğrultuda belirlemelisiniz.

Sonuç olarak;

  • Dijital çalışmalarınızı ölçümlerken sadece etkileşime ve online dönüşüme odaklanmayın.

Facebook diyor ki;
“Kişilerin arkadaşlarından gelen içerikleri tıklama oranları ile, reklamları tıklama oranları arasında bir korelasyon var. Dolayısıyla tıklamalar, kişilerin herhangi bir içerikle etkileşime geçme eğilimlerini yansıtıyor. Ama düşük etkileşim gösteren kişiler reklamınıza ilgi göstermemiş, ikna olmamış diyemeyiz. Çalışmalarımız gösteriyor ki offline satışların %90’ı reklamlarla hiç etkileşim göstememiş kişilerden geliyor.”
Online ve offline’ı birbirinden ayrı görmekten vazgeçin ve rekabete sokmayın. Doğru strateji, bu kanalları entegre ve birbirine katkı sağlar şekilde çalıştırmaktır.

 

  • Hayal gücünüzün sınırlarını zorlamayı bırakın. Gerçek müşteri deneyimlerini gözlemleyin.

 

SON: Offline hayatımız, online’a taşınmıyor ve taşınmayacak. Online (cihazlar ve kanallar) bizim offline hayatımıza entegra olacak. Ve biz duygularımızla karar vermeye devam edeceğiz. ROBOTLAŞMAYACAĞIZ.

Screen-Shot-2014-05-04-at-8.02.53-PM1
Dijital Pazarlama

Markaların 2015’teki Dijital Pazarlama Çalışmalarında Önem Vermesi Gereken 14 Şey

  • Tüketicilerinizle bağınızı kuvvetlendirin

İçerik yazmaktan sosyal medya yöneticiniz sıkıldı. Ayını içerikleri görüp onaylamaktan marka yöneticisi sıkıldı. Aynı içerikleri görüp like etmekten tüketicileriniz sıkıldı. Artık içerik yazmayı bir kenara bırakıp tüketicilerinizle olan bağınızı kuvvetlendirmeli ve dijitaldeki marka içeriklerinizi onlarla birlikte oluşturmaya başlamalısınız.

  • Hala like sayınızın artışını mı takip ediyorsunuz?

Facebook’ta organik erişim % 2 – 3‘ün altına düşmüş durumda. Yani sayfanızda 1 milyon kişi varsa, paylaştığınız bir içeriği sadece (ve şanslıysanız) 5 -10 bin kişi görüyor. Facebook, 2015 ile birlikte organik erişimlerin daha da düşeceğini açıkladı. Her şey ortadayken hala beğeni sayınıza önem veriyorsanız, aynı ölçüde markanıza zarar veriyorsunuz demektir.

  • Facebook’tan vazgeçin

Markalar Dijital=Facebook konumlandırmasından vazgeçmek zorundalar. Bir önceki maddede organik erişimin düşüşünden bahsetmiştik. Buna bir de Facebook reklam ücretlerinin artışı ekleniyor. Son yapılan araştırmada reklam ücretlerinin son bir yılda 6 kat arttığı gözlemlenmiş. Ve bu artış her geçen gün devam edecek. Eskiden 5 – 10 kuruşlara reklam verirken, artık 1 TL’lere yaklaşan tıklama başı ücretleri ödemek durumunda kalacaksınız. (Ki bu yatırım daha önce 10 binler harcayıp fana dönüştürdüğünüz kitlelere ulaşmak için olacak.)

  • Web sayfanıza değer verin.

 I. Sosyal medyada 6 ay önce paylaştığınız bir paylaşımı ya da sizin hakkınızda yazılan olumlu bir tweeti bulmanızı istesem ne kadar vakit harcarsınız? Sosyal medya kısa vadeli popülerlik sağlayan bir mecra. Ve her ne kadar paylaşılanlar kayıt altında tutulsa da zaman geçtikçe eskiye ulaşmak zorlaşıyor. Ancak web sayfanızda bulunan içerikler arama motorları tarafından kayıt altına alınıyor ve üzerinden yıllar geçse de kolayca ulaşılabiliyor.

II. Sosyal medya platformlarında ilgili kitleye ulaşma maliyetleri artıyor. Bu nedenle uzun vadede size ücretsiz ziyaretçi ve müşteri kazandıracak web sitesi büyük önem taşıyor.

 III. Hiç düşündünüz mü? Sadık müşterilerinizi Facebook’ta takipçi yaparak rakiplerinizin onlara kolayca ulaşmasına olanak sağlıyorsunuz. (X markasını beğenleri hedefle seçeneğiyle onları ulaşılabilir kılıyorsunuz) Artık reklamsız alanlara ihtiyacınız var.

 IV. Sosyal medya platformları, kullanım kurallarına her geçen gün bir yenisini ekliyor ve markalar bunlara uymak zorunda kalıyor. Bu durum yaptığınız bazı yatırımların yeni kurallarla boşa gitmesine neden oluyor. Bu yüzden % 100 sizin hakimiyetinizde olan bir mecraya ihtiyacınız var.

 V. Sosyal medya platformlarında zengin içerik deneyimi sunmak çok mümkün değil. Facebook reklamı vermek istediğinizde dahi, görselin % 20’sinden fazlasında metin olmaması gerekiyor. Bu nedenle zengin bir içerik deneyimi sağlayabileceğiniz web sayfası altında bir blog mutlaka gerekli.

Sonuç olarak 2015’te sosyal medya kanallarınıza verdiğiniz önemin büyük bir kısmını web sitenize aktarmalısınız.

 

  • Dijital ile ilgili olmayan çalışanlarınızı eğitin.

Sosyal medyadaki krizlerin büyük çoğunluğu dijital ile ilgisi olmayan personel tarafından oluşuyor. Nasıl mı?
  I. Satın aldığınız gıda ürünün içinden uygunsuz bir madde çıkıyor ya da tarihi geçmiş oluyor.

  II. Mağazada sizinle kimse ilgilenmiyor, ilgilenen kişiler yüzünüze küfreder gibi bakıyor.

III. Oturduğunuz mekanda her yer kirli ve uygun hijyenik koşullar sağlanmamış.

IV. Aldığınız ürün arızalandığında teknik servis size yardımcı olmuyor.

Bu maddeler uzatılabilir. Ancak buradan çıkarmamız gereken şey, dijital ile ilgisi olmayan çalışanların ciddi krizler oluşturabilme gerçeğidir. Bu nedenle şirketinizdeki tüm personeli yaptıkları çalışmaların dijitale nasıl yansıyabileceği konusunda eğitmelisiniz.

Ayrıca her departman için risk analizleri hazırlayıp önlemler almalısınız. Bu durum Facebook’ta sayfa açıp paylaşım yapmanızdan çok daha önemlidir.

 

  • Önemli olan takipçi sayınız değil, sizin kaç kişiyi takip ettiğinizdir

Milyonlara konuşan markaların ne söylediğini insanlar artık çok fazla umursamıyor. Onlar artık özel olduklarını hissetmek istiyorlar. Bu nedenle sizi takip eden milyonlarla övünmeyi bırakıp, sizin kaç tane müşterinizi bireysel olarak takip ettiğinizi ve kaçına özel deneyimler yaşattığınızı sorgulamalısınız.

Not: Alttan gelen neslin markalara olan sadakati her geçen gün azalıyor. Ve siz onlarla özel olarak ilgilenip sadakat oluşturmadığınız sürece uzun vadede müşterilerinizi kaybetmeye mahkumsunuz.

 

  • Siz hala tıklanma oranlarınızı mı takip ediyorsunuz?

Dijitalde yaptığınız reklam çalışmalarının performansını etkileşim ve tıklanma oranalarıyla ölçmeyi bir kenara bırakmak zorundasınız. Artık ölçümlemeniz gereken dönüşüm, yani çalışmanın size olan kazancıdır. (Kazanç, illa ki maddi olmak zorunda değil, en başta koyduğunuz hedeflerin karşılığıdır.)

Facebook son yaptığı araştırmada diyor ki; offline satışların % 90’ı reklamlarla hiç etkileşim göstermemiş kişilerden geliyor. (Facebook’un araştırması, ajanslarla iletişim kurdukları özel bir grupta paylaşıldı. Herkese açık linkini bulamadığım için buradan yönlendirme yapamıyorum.

Bu başlık altında bir noktaya daha değinmek isterim. Dijitaldeki reklam çalışmalarınızda ulaştığınız kişi sayısı (erişim) tamamen aldatmacadır. Facebook haber akışında gezen birisi, sayfayı aşağı kaydırırken reklamı fark etmese dahi, o kişi bir erişim olarak kayda geçmektedir. Aynı durum web sitelerindeki reklamlar için de geçerlidir.

Yani, televizyonda bir program izlerken reklamlar başladığında telefonunuzla ilgileniyor, bilgisayarınıza bakıyor, mutfağa su almaya gidiyor ya da tuvalete gidiyorsunuz diyelim. Ancak kanal açık olduğu için aslında reklamı görmüş sayılıyorsunuz. Dijital de aynı şekilde. Eriştiğiniz kişi sayısı onların sizi gördüğünü % 100 olarak garantilemez.

 

  • Ürünlerinizi dijital bir malzemeye dönüştürün

İlk maddede marka içeriklerinden herkesin sıkıldığını vurgulamıştık. Bu nedenle artık müşterilerinizle birlikte konuşma vaktiniz geldi. Bunu sağlamanın en kolay yollarından biri, müşterilerin halihazırda temas kurdukları ürünleri dijitalde paylaşılabilir bir malzemeye dönüştürmektir. Bunun için ise ürünlerinize bir hikaye eklemeli, ve bu hikayeyi ilgi çekici bir şekilde aktarmalısınız.

 

  • ”Real time marketing” ama ne kadar?

2014’ün belki de en popüler konularından biri oldu real time marketing (gerçek zamanlı pazarlama). Ancak bu trende uymak isteyen markalar aceleciliğin kurbanı olarak fırsatın onlar için krize dönüşmesine yol açtılar. Bu nedenle bu tarz çalışmalarda markalar, hızlı ancak aceleci olmamayı öğrenmeliler. Ayrıca yapılacak paylaşım 1 – 2 kişi yerine en az 5 – 6 farklı gözün onayından geçtikten sonra yayına alınmalıdır.

 

  • Mobili önemseyin

Mobil kullanıcı oranı, her geçen gün artıyor. (Özellikle farklı ekran boyutlarındaki mobil cihazların satılmaya başlaması ile birlikte bu cihazlar önemli ölçüde pc’lerin yerini almaya başladılar. ) Bu nedenle mobile yatırım yaparak öncelikle web sayfanızı mobile uyumlu hale getirmelisiniz. Bu noktada dikkat etmeniz gereken responsive bir yapıya geçiş sağlamaktır. (Responsive= Farklı ekran boyutlarına uyum sağlayan arayüz.)

Mobil ile ilgili yapılan en büyük hatalardan bir tanesi ise ana dijital kanallarını (web sitesi, blog) mobile uyumlu yapıp, sürdürülebilir bir iletişim sağlamadan önce mobil uygulamaya yatırım yapmaktır. Mobil uygulamaların bir çoğu kısa vadede büyük bir trend yakalasa da uzun vadede zamana yenik düşüyor ve unutulup gidiyor. Bu nedenle ilk olarak ana dijital kanallarınızda mobil üzerinden sürdürülebilir bir iletişim oluşturmalısınız.

 

  •  Özür dilemeyi öğrenin

Dijitalde kriz yaşayan markalar, hatta ajanslar samimi bir özrü kendilerine yediremiyorlar ve krizin daha da büyümesine yol açıyorlar. Ve tüm bu süreçler web sitelerine case olarak yansıyarak Google tarafından kayıt altına alınıyor. Bu felaketi önlemenin yolu ise basit: samimi bir özür dilemek. (Tabi ki aynı hatayı sürekli tekrarlamamak kaydıyla)

 

  • Dijital kanallarınızdaki deneyimi arttırın.

Birçok marka web sayfalarının iyi bir kullanıcı deneyimi sunmamasından dolayı kendi mutsuz müşterilerini oluşturuyorlar. Ve ilk bakışta fark edilmeyen bu kullanıcı deneyimi bozuklukları, markalara hem algısal hem de cirosal anlamda zarar veriyor. Bu konuyu çözmenin yolu ise çok zor değil. Yandex’in ücretsiz bir servisi olan Metrica, size ziyaretçilerin gezintilerini video olatak sunarak, kullanıcı deneyimindeki sıkıntıları çözmenize olanak sağlıyor. Ayrıca Google Analytics’in verdiği bir çok bilgi, kullanıcı deneyimi sorunlu sayfaları size gösteriyor.

 

  • Görselleşin

Araştırmalara göre bilgilerin % 90’ı beyne görsel olarak aktarılıyor. Ve görseller, metinlere göre beyinde 60k daha hızlı bir şekilde işleniyor. (Kaynak 3M Corporation and Zabisco)
Bu araştırmadan da yola çıkarak görselliğin markalar için büyük bir önem taşıdığını söyleyebiliriz. Özellikle Instagram ve Youtube, markaların değerli içerik üreterek daha fazla ağırlık vermeleri gereken sosyal medya platformları olarak ilerliyor.
Metin içerik ile karşılaştırıldığında görsellik tabii ki zor, ancak bu zorluğun üstesinden geldiğinizde başarılı olacaksınız.

 

  • Sese kulak verin

Şehirde yaşayan insanlar, günün azımsanmayacak bir bölümünü trafikte geçiriyor. Trafik, bu insanlar için bir eziyet olsa da markalar için büyük bir fırsat. Onlara sosyal medya platformları üzerinden sesli içerikler ile ulaşabilir ve akılda kalıcı bir iletişim kurabilirsiniz. Bu noktada halihazırdaki içeriklerinizi seslendirerek işe koyulabilirsiniz.

C--Users-Jill Perez-Desktop-Customer Centric Selling®-Images-sales-marketing
Dijital Pazarlama

Satış ve Pazarlama Arasındaki Farklar…

Satış ve pazarlama arasındaki fark, günümüzde halen bir çok kesim tarafından anlaşılabilmiş değil. Özellikle farklı sektörlerde ” satış” görevlilerine, içerisinde “pazarlama” geçen ünvanlar verilmesi, insanlar arasındaki bu karışıklığı daha da fazla artırıyor.

Peki satış ve pazarlama arasındaki farklar nelerdir?

 Satış
Müşterinin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.

Pazarlama

Yeni ihtiyaçlar yaratır.

Ürün satar. (Olta satar.)

Fayda satar. (Olta ile tutulan balığın verdiği keyfi satar.)

Ürün odaklıdır. (Ürünün özelliklerinden bahseder)

Müşteri odaklıdır. (Ürünün müşteriye olan faydalarından bahseder)

Kısa vadeli çalışmalar içerir.

Uzun vadeli strateji içerir.

Taktik içerir. (Satış taktikleri..)

Yaratıcılık içerir.

Müşteriyle ilişki satış gerçekleşene kadardır.

Müşteriyle uzun süreli ilişki kurar.

Müşterinin 5 duyu organına hitap eder. (Müşteri görür,dokunur vs. Örnek: İnsanlara domates satar.)
Fiyat düşürme eğilimindedir. (Ciro hedefler)

Müşterinin kalbine (duygularına) hitap eder. (Örnek: İnsanlara çocukluklarında yedikleri bahçe domatesi lezzetini satar)

Fiyatı yükseltme eğilimindedir. (Kar hedefler)

Ürünün üretiminden satış sonrası desteğe kadar olan süreç içerisinde yer alan bölümlerden sadece biridir.

Ürünün üretiminden satış sonrası desteğe kadar tüm süreçle ilgilenir.

Faaliyet için ürün gereklidir.
Faaliyet genellikle ürün ortada yokken başlar.

Son olarak  Uğur Özmen‘in bu konudaki görüşüne yer vermek istiyorum;

Pazarlama ile satış arasındaki farklardan biri de logonun büyüklüğüdür. Birileri “logoyu büyüt” diyorsa, satış yapıyordur.

Görsel kaynağı: http://bit.ly/13FHV9D
sosyal medya iletişim rehberi
Dijital Pazarlama

Sosyal Medya İletişim Rehberi

Önceki yazılarda dijital pazarlamaya geniş çevrelerden bakmıştık. Ancak bu sefer sosyal medya iletişiminin detaylarına inelim istiyorum. Sosyal medya iletişim rehberi başlığı altında bir çok önemli konuyu inceleyeceğiz. Size önerim bu rehberi markanız özelinde mutlaka inceleyin…

Haydi başlayalım;

Şirketinizi dijitalleştirin. 

Çalışanlarınız dijitalleşmediği sürece “online’a yaptığınız yatırımlar” sizin için büyük riskler içerir.

Örnekle açıklayalım: Dijitalde oldukça güçlü bir markasınız. Ve çalışanlarınızdan biri “profilinde şirketinizin başarılarını paylaşmaktan büyük keyif alıyor.” Ancak aynı zamanda ırkçı söylemlerde bulunuyor”. Marka temsilciniz gibi davranan çalışanınızın düşünceleri, markanızın tutumu olarak algılanacaktır. Hadi bakalım nur topu gibi bir kriziniz oldu..

 Çözüm: Çalışanlarınızı eğitin….

 

Dijital Politikalarınızı Oluşturun…

Dijitaldeki vizyon ve misyonunuzu net olarak tanımladığınız ve çalışanlarınızın dijitali kullanırken dikkat etmelerini istediğiniz maddeleri içeren bir dijital politika oluşturmadan sosyal medya iletişimine başlamayın… (Aksi durumda üst maddede belirttiğimiz gibi dijital sizin için saatli bombaya dönüşür..)

 

Dijital SWOT analizi yapın.

Markanızın dijitaldeki güçlü ve zayıf yönleri neler?
Markanız için dijitaldeki fırsatlar ve tehditler neler?

Bu soruların cevapları dijital stratejinizin bel kemiğini oluşturacak. Bu yüzden mutlaka SWOT analizi yapmalısınız…

SimpleSWOT imm Illumine Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Dijital iş tanımlarını ve görevlileri belirleyin.

Sosyal medya yönetimi, içerik üretimi, müşteri ilişkileri, monitoring, ajans ilişkileri vs… Dijitaldeki tüm iş tanımlarını belirleyin ve bu işlere kişileri atayın. Böylece ekibin daha verimli çalışmasını sağlarsınız…

 

Dijital güvenlik stratejilerinizi belirleyin.

Dijitalde tüm markalar için en büyük risklerden biri güvenlik.. İpleri sıkı tutmazsanız, bu konuda sıkıntı yaşama ihtimaliniz oldukça yüksek… Bu yüzden dijital güvenlik stratejilerinizi belirlemeniz çok önemli.

Örnek: Şifrelerinizi hangi aralıklarla değiştireceksiniz? Mecraların güvenlik geliştirmelerinin takibi kim tarafından ve nasıl yapılacak?

 

Hedef kitlenizi doğru belirleyin..

Takipçi sayılarınız, etkileşimleriniz çok yüksek.. Mükemmel haber?! Peki markanız için ne kadar değer yaratıyorsunuz?

Bu kadar yüksek sayıda insan markanıza katkıda mı bulunuyor zarar mı veriyor?

Hedef kitleniz dışındaki kişilere ulaşmak, markanıza zarar verir. Çünkü bu kişiler markanız ya da ürünlerinizle ilgili bir fikre sahip olmadığı ya da ilgisini çekmediği için yorumları genellikle “negatif” olacaktır.

small target group app11 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Unutmayın : 1000 kişiyle sıkı bir bağ kurmak, 1 milyon takipçiniz olmasından çok daha iyidir.

Farklı mecralara yayılın.

Facebook, Twitter, Instagram, Vine, Youtube ve diğerleri… Markanıza uygun olan mecraları etkili bir şekilde kullanın. Her mecradaki içeriklerinizi ayrıştırarak, müşterileriniz için “farklı mecraları” takip etme motivasyonu oluşturun.

Detaylı bilgi için Sosyal Fragmantasyon yazısını inceleyebilirsiniz.

social media donut 590x590 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Sürekli olmak zorunda değilsiniz…

Sosyal medyada her gün içerik paylaşmak zorunda değilsiniz. Sektörünüzün ve markanızın yapısına uygun olarak iletişim planlarınızı oluşturun ve gerekirse 2 günde bir paylaşımlarda bulunun. Ancak takipçilerinizin sorularına ve görüşlerine anlık cevap verin.

+++++Dijitalde gündemin farklı konulara yoğunlaştığı günlerde iletişimden kaçının.

 

Kitleleri ayrıştırın.

Geniş kitlelere iletişimin yanında, bireysel iletişime de önem verme zamanı!

Müşterilerinizi CRM entegrasyonunuz sayesinde ayrıştırın ve onlara özel iletişim sürdürün. (Tabi ki bunun için Social CRM altyapısına sahip olmalısınız.)

Detaylı bilgi için Markalar için bireyselleşme yazısını inceleyebilirsiniz.

diversity Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Anlatmayın.

Ürünlerinizi ve markanızı anlatmaktan vazgeçin. Bunun yerine ürünlerinizi ve markanızı içinde barındıran hikayeler oluşturun ve insanlara bu hikayelerinizden bahsedin. Ayrıca hikayelerinizi insanların kendilerinden de birşey katabilecekleri şekilde kurgulayın.

Sonuç olarak siz daha az insanlar daha çok markanız hakkında konuşmuş olacaklar.

++++Günümüz şartlarında insanlar için “arkadaş tavsiyesi” ya da “diğer tüketicilerin yorumları” satın alım süreçlerinin en büyük parçalarından birini oluşturuyor.

 

Deneyimler tasarlayın.

Müşterileriniz için hem online’ı hem de offline’ı içeren deneyimler tasarlayın.

 Bknz: Deneyim Pazarlaması : Deneyim artık ürünün ta kendisi…

bigpreview Creative Roller Coaster 620x348 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Takip edin.

Markanızla ilgili yazılanları, sektörünüzle ilgili yazılanları ve temas kurduğunuz müşterilerinizi mutlaka takip edin…

Size söylenenlere kulağınızı kapadığınız an, tüm iletişim planlarınızı etkileyecek “krizlere” davetiye çıkarmış olursunuz.

Bu konuda ücretli bir çok tool mevcut(Radian6’i öneririm), ancak ücretsiz bir tool kullanmak isterseniz İceRocket ihtiyacınızı karşılayacaktır: http://www.icerocket.com/ Ya da sadece Twitter özelinde takip yapmak istiyorsanız Topsy‘i kullanabilirsiniz: http://topsy.com/

 

Kriz planlarınızı oluşturun.

Şu ana kadar bir çok markanın “kriz planları” altında hazırladığı çalışmalar, aslında “dijital müşteri ilişkileri” planları. Kriz yönetim süreçlerini doğru bir şekilde planlayan marka sayısı oldukça düşük. Bu yüzden markalar “kriz oluştuğunda” ne yapacaklarını bilmiyorlar. Size önerim vakit kaybetmeden kriz planlarınızı hazırlayın…

Detaylı bilgi için  “Dijital kriz yönetimi ” ile ” Dijital müşteri ilişkileri yönetimi ” aynı mı? yazısını inceleyebilirsiniz.

Krisenmanagement l 620x465 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Diğer markaların sosyal medya krizlerini iyi analiz edin.

Her şeyi yaşayarak öğrenemeyiz, hele ki krizleri “yaşayarak öğrenmek” hiç de iyi bir durum değil. Bu yüzden sosyal medyada kriz yaşamış markaların, tüm süreçlerini inceleyin ve markanız için dersler çıkartın.

Oldu da kriz yaşadınız diyelim;

Şeffaf olun. Yaşanan durumu tüm detaylarıyla ortaya dökün, markanızı ve çalışanlarınızı eleştirmekten çekinmeyin. Şeffaf olmadığınız durumda bu atasözü gerçeğiyle yüzleşmeniz kaçınılmaz olacaktır: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”

Özür dileyin. Bu adım, müşterilerinizi sakinleştirmenin yanı sıra sizin tarafınızda yer almalarını da sağlayabilir. (Toplum olarak hatasını kabul edeni severiz.)

 

50 yaş üstünü küçümsemeyin.

Dijitaldeki en büyük yanılgılardan biri sadece “18-44” yaş arasına odaklanmak. Ancak 50 yaş üzeri kitle dijitali oldukça aktif bir biçimde kullanıyor. Yapılan bir çok araştırma da bu duruma işaret ediyor;

55 yaş ve üzeri kişiler internet üzerinden finans işlemleri, alışveriş ve eğlence konularında, 55 yaşın altındakilerden daha aktifler. (Forrerster Research)

Detaylı bilgi için Marka Sadakati : Yeni jenerasyon beğeniyor, eskiler konuşuyor… yazısını inceleyebilirsiniz.

FacebookGraffiti 620x414 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Mecraları birleştirin.

TV, radyo, gazete, outdoor… Bütünleşik ve entegre bir iletişim planı oluşturun. Tabi ki burada diğer mecralara “sosyal medya sayfalarınızın linklerini ya da etiketleri” koymanızdan bahsetmiyorum.

 

Tüm departmanlarınızda ortak bir şirket dili oluşturun…

Dijitalde markalar, müşterilerine karşı oldukça sevimli bir dil kullanıyorlar. Ancak markaların farklı birimleriyle temas kuran müşteriler genellikle aynı “sevimliliği” bulamıyorlar. Bu yüzden şirket birimlerinin aynı dili konuşması oldukça önemli bir konu. Aksi durumda;

Örnek;
Sosyal medyada: Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Mağazada: Buyrun, ne vardı?

Şirket dilinizin yapı olarak ortak olması şart ancak farklı mecraların yapısına göre uyarlamayı da unutmamalısınız. (bknz: Gazete metni tarzı ile sosyal medya iletişimi yapmak)

Detaylı bilgi için Marka dijital dilinin oluşturulması yazısını inceleyebilirsiniz.

foto%C4%9Fraf copy2 copy 620x465 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

Sitelerinizi mobile entegre edin. 

Mobil artık hayatımızın yadsınamaz bir gerçeği. Ancak siteleri mobile uyumlu olmayan markalar, yaptıkları iletişim ile “müşteri kaybına” davetiye çıkartıyor.

Türkiye’de son araştırmalara göre yaklaşık 14 milyon mobil internet kullanıcısı bulunuyor.

four screens to victory1 Sosyal Medya İletişim Rehberi

 

 

Kısa öneriler;

Bunları  bir kenara not edin;

  • Fake takipçi ve beğeniler satın almayın.
  • Sayılara odaklanmayın.
  • Her şeyi ajanslara emanet etmeyin.
  • Sosyal medyanızı aynı anda 5 marka yöneten birine bırakmayın.
  • “Pazartesi sendromundan nefret edenler beğensin” tarzındaki içeriklerden vazgeçin.
  • Online ve Offline.. Bu iki ortamı birbirinden ayrı düşünmeyin. ( Örnek: Mağazalarınızı dijitale entegre etmek. )
  • TV, Radyo, Outdoor, Dijital… Bu mecraları birbirinden ayırmayın.
  • Özür dilemekten korkmayın.
  • Gerektiğinde iletişimi durdurmaktan korkmayın. (Gündem farklı bir konu özelinde yoğunsa dahi durdurun.)
  • Mobili aklınızdan hiç çıkarmayın.
  • Yahoo, msn, icq.. Bunları hatırlıyor musunuz? O zaman Facebook, Twitter, Instagram.. Bunların da modasının geçeceğini unutmayın.. Mecralara değil, markanıza yatırım yapın. (Kurumsal site, mikrosite ve bloga yoğunlaşın.)
  • Acele etmeyin. Yapacağınız en ufak paylaşımı dahi en az 5-6 kez kontrol etmeyi unutmayın.
  • Müşterilerinizin datasını tutun. Sizinle temas kuran müşterilerinizden her seferinde iletişim bilgisi istemeyin.
  • Google+’ı gözardı etmeyin. (Arama motoruna etkisi gün geçtikçe artıyor.)
  • 22:00-24:00 arasına dikkat! Tecrübelerim ve yapılan araştırmalar doğrultusunda Türk kullanıcılar en fazla bu saatler arasında aktifler.

 

Yazıda kullanılan çizim Nurdan Tanrıver‘e aittir ve bu yazıya özel hazırlanmıştır.

 

 

what not to do
Dijital Pazarlama

Markalar için “sosyal medya” ne değildir?

  • Sadece Facebook ve Twitter değildir. Instagram, Pinterest, Youtube, Tumblr… Müşterileriniz her yerde.
  • Tasarım, içerik ve yönetim açısından %100 hakim olabildikleri bir yer değildir. Sosyal ağların izin verdiği ölçülerde yönetebilirler. %100 yönetebildiğiniz bir blog açmaya ne dersiniz?
  • Kuralları kendilerinin koyabildikleri bir yer değildir. Herkes için aynı kurallar vardır ve sosyal ağlar tarafından belirlenir. Onbinlerce, yüzbinlerce yatırıma rağmen, kuralları kontrol edememek ve dolayısıyla bir gün sonrasını tahmin edememek? (Sosyal ağların trendi düşebilir ya da birden bire yapılarını değiştirebilirler… Kısa bir örnek: Facebook’un sayfa içeriklerini fanların sadece %8’ine göstermeye başlaması)
  • 100 bin takipçilerinin olması paylaşımları “100 bin kişinin görmesi” demek değildir.
  • Müşterileri korumak mümkün olan bir yer değildir. Bir markanın müşterileri “sadece o marka sayfasını beğendikleri için rakiplerin reklamlarına mağruz kalabilirler” (Reklam hedeflemesi : Rakiplerin sayfalarını beğenenleri hedefle!)
  • Tek taraflı iletişimin yeterli olabileceği bir yer değildir. Aslında iletişimin ilk olarak ” müşteri —> marka ” doğrultusunda geliştiği ve markaların daha çok konuşmak yerine dinlemesinin gerektiği bir yerdir.
  • Müşteri geri bildirimlerinin göz ardı edilebileceği bir yer değildir. Bir müşterinin şikayeti binlerce kişiyi karşınıza dikebilir.
  • Sadece “09:00-18:00” yani çalışma saatlerinde yönetilecek bir yer değildir. (Sabah uyandığınızda sosyal medyanın en çok konuşulan? markası olmak ister misiniz?)
  • Sadece “Dijital pazarlama” departmanını ilgilendiren bir yer değildir. Üretimdeki ustalar, temizlikçiler, garsonlar, ürün taşıyan şoförleriniz… Sosyal medyadaki müşteri geri bildirimlerinin büyük bir kısmı bu çalışanlar kaynaklıdır. (Memnuniyet ya da şikayet)
  • Sadece sosyal medya ajansına bırakılacak bir yer değildir. Yıllardır binbir zorluk içerisinde bugünlere taşıdığınız markanızın dijital itibarını, ürünlerinizi denememiş ve aynı anda 4 marka yöneten birine bırakmak mı? Şirketi kapatıp gitmek daha iyi bir tercih olabilir.
  • Her markanın bulunması gereken bir yer değildir… Bazı sektörler için blog, çok daha etkili bir iletişim aracıdır.
  • Belirli dönemlerde kullanılacak bir yer değildir… Sürekli olmayan bir iletişim, müşterilerde marka algısını düşüreceği gibi harcamaları da artıracaktır.
  • Sadece online değildir. Sosyal medyada yapılan müşteri geri bildirimlerinin bir çoğunun kaynağı, offlineda yaşanan deneyimlerdir.
  • Milyonlara ulaşmak değildir… Hedef kitleniz olmayan kişilere ulaşmak için harcanan para, boşa gitmiştir…
  • “Oldu, bitti” denilecek bir yer değildir… Yatırımın geri dönüşümü, optimizasyon..  bu kavramlar göz ardı edilmemelidir.
  • Kampanya yeri değildir… Bağ kurma yeridir…

 

Fotoğraf kaynağı

happy-fingers
İŞ HAYATI

Mutsuz olacağım bir işte çalışmak mı? Aklını mı kaçırdın…

Ölümden sonra yaşam nasıl olacak?

Bu soru her insanın dönem dönem aklını kurcalar…

Peki ölmeden önceki yaşam nasıl olacak? Hiç bu şekilde kendinize sordunuz mu?

Genel olarak insanların bir çoğu “iş ve çalışmayı” para kazanmak için bir zorunluluk görüyor ve yaptıkları işlerden mutlu değiller.

Basit bir hesap yapacak olursak;

  • 09:00-18:00 arası 9 saat ofiste çalışıyoruz. (İş yerinde mutsuz olduğunuzu düşünelim)
  • Şehir trafiğini dikkate alırsak ortalama 2 saat trafikte geçiyor. (İş öncesi ve sonrası stresini yolda da çekiyorsunuz)
  • Günde ortalama 8 saat de uyku. (Mutsuz ve stresli bir günden sonra rüyanızda ne görmeyi umuyorsunuz? Muhtemelen iş arkadaşınızla olan tartışmanıza devam edeceksiniz)
  • Kahvaltı, akşam yemeği vb ihtiyaçlar en temel haliyle 1 saat. (Hızlıca, sadece doymak için yemeğe harcanan zaman)

9+8+2+1= 20 saat…

Geriye kalan süre sadece 4 saat… (Ailenize ve arkadaşlarınıza o gıcık iş arkadaşınızı anlatmanızın tam zamanı!)

Sonuç olarak mutsuz olunan bir işte çalışmak, tüm yaşamın mutsuz geçmesini sağlıyor…

Sizce de vakit varken “şu anki yaşamı düşünmek ve iyileştirmek gerekmez mi?”

 

Yazıyı sunum formatında da okuyabilirsiniz;

Zıpla-Cesaretim-Yok-Karikatür
Genel, İŞ HAYATI

Türkiye kültürü ve iş hayatındaki başarısızlıklar

Türkiye’deki alışılagelmiş kültür, iş yaşamındaki başarısızlıkların ana kaynaklarından bir tanesi…

Bebeklikten çocukluğa, ergenlikten evliliğe… Hep bir şeyler için “yapma, bulaşma, elleme, konuşma, karışma” denilerek geçiyor…

Bu sözlerin oluşturduğu duvarlar arasında büyüyen nesil ne yazık ki karar alma, yeni şeyler deneme, sorumluluk alma, yönetme, ciddiyet ve cesaretten yoksun olarak iş hayatına atılıyor ve büyük bir kısmı bu şekilde devam ediyor…

İkinci durum ise “tutuculuk ve vazgeçememek”… Belki de bu  Türkiye’deki gelir durumunun çok da yüksek olmamasından kaynaklanıyor. Ailelerin eski eşyaları ve kullanılmayan şeyleri lazım olur diye saklaması, gelecek yerine geçmişe bağlı yaşamaları ve parasal tutumları, bireylerde vazgeçememe ve tutucu olma durumunu ortaya çıkarıyor. Bu da iş hayatında çok zararlı sonuçlar oluşturabiliyor. Nasıl yani?

“Nasıl olsa işler yolunda gidiyor” düşüncesiyle eski dinamiklerden kurtulamamak ve yeni teknolojileri kaçırmak…

Eski ama verimsiz çalışanları işten çıkaramamak…

Başarısız olan projeyi tamamen kaldırmak yerine düşük bütçeli dahi olsa devam ettirmeye çalışmak, zararı artırmak…

Eskiden işleyen ama şu an işlevi olmayan kurallar, eşyalar, makinalar vs’den kurtulamamak…

// Kanımızı emerler düşüncesiyle yabancılara Türkiye’de yatırım imkanı vermemek, gelecek teknolojilerden ve istihdamdan mağrum kalmak- tutuculuğun Türkiye’ye yaşattığı en büyük kayıplardan biri… //

Örnekleri çoğaltabiliriz ama bu kadarıyla da konunun anlaşıldığını düşünüyorum…

Sonuç olarak iş hayatında daha başarılı bir nesil istiyorsak, kültürümüzdeki bazı şeyleri değiştirmemiz ve geliştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da eğitim sisteminden geçiyor.  Eğitim sistemimizde bu tarz  radikal değişiklikler yapmamız şu an için pek mümkün gözükmese de, şirketlerin lise itibariyle olmak üzere genç nesille iletişime geçmesi ve eğitmesi çok daha parlak bir Türkiye için olmazsa olmaz…

Şirketlerin liseden başlamak üzere eğiteceği ve şirketlerine katacağı parlak beyinler hem günümüze katkı sağlayacağı gibi hem de gelecek nesillerin daha iyi yetişmesi için sağlıklı ve doğru bir ortam hazırlayacaklardır.

Be0kaaZIMAAnLhi
Etkinlikler

Mobilin 5N1K’sını tartıştık…

Bu hafta sonu #tartışıyoruz etkinliğimizde güzel bir grup ile “Mobil dünyayı” konuştuk.

Etkinliğin ilk bölümünde konuşmacımız Murat Can Demir, Mobilin 5N1K’sını anlattı. Ardından mobil dünyayı tüm detaylarıyla konuştuk ve tartıştık.

Murat Can Demir’in Mobilin 5N1K’sı sunumunu buradan inceleyebilirsiniz.;

 

Her ay düzenlediğimiz #Tartışıyoruz etkinliği hakkında detaylı bilgi almak için info [at] sosyalpazarlamablog.com’a mail atabilirsiniz.

 

Mobil konularda daha detaylı bilgiler edinmek isterseniz, konuşmacımız Murat Can Demir’in her ay düzenlediği Mobilİstanbul etkinliklerini takip etmenizi öneririm.

Kendi deyimleriyle Mobilİstanbul nedir?

Mobil İstanbul,  internet ve telekomünikasyon sektörleri başta olmak üzere mobil teknolojilerle ilgilenen insanların toplanma, tanışma ve tartışma platformudur.

Mobil İstanbul ‘un amacı teknoloji sektörleri profesyonellerini bir araya getirerek, sanal ya da gerçek etkinlikler ile bu insanlar arasında komünite oluşturabilmek, sektörel konuları tartışabilmek, eğitim ve seminerler ile farkındalık ve bilgi düzeyini arttırabilmek, olası iş birliklerine destek olabilmektir. Mobil İstanbul, farklı segmentlerine farklı etkinlikler sunarak bu ihtiyaçlara cevap vermek istemektedir.

Detaylı bilgi: http://mobilistanbul.com/

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme