111
Dijital Pazarlama

Facebook, WhatsApp’ı neden satın aldı?

Facebook, WhatsApp’ı neden satın aldı?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce, kısaca WhatsApp’ın hikayesine göz atalım;

WhatsApp kurucularından Jan Koum, Ukrayna’dan Kaliforniya’ya göç etmiş. Burada annesiyle birlikte yemek kuponları ile geçinen Koum, ailesinin Ukrayna’daki diğer fertlerini aramak için para bulamıyormuş. WhatsApp ücretsiz mesajlaşma servisinin ilk fikirleri burada başlamış. Maddi sıkıntılarla geçen 10 yıldan sonra, Koum ABD’de bilgisayar mühendisliği bölümüne giriş yapmış. Bazı kaynaklarda mezun olduğu bazı kaynaklarda ise okulu bıraktığı belirtiliyor.

WhatsApp’ın diğer kurucusu Brian Acton ile Yahoo’da tanışıyorlar. Brian Acton 11 yıl Yahoo’da çalıştıktan sonra işten ayrılıp önce Twitter’a sonra Facebook’a başvuruyor. İkisinden de reddediliyor.

fw Facebook, WhatsAppı neden satın aldı?

 

 

Stanford mezunu Brian Acton ve Jan Koum 2009 yılında WhatsApp’ı kuruyor. Kaliforniya merkezli uygulama, 5 yıl içerisinde 450 milyon kullanıcıya ulaşıyor.

Tüm dünyada insanlar WhatsApp ile bir günde 19 milyar metin gönderiyor. Bunun yanı sıra WhatsApp ile günde 200 milyon sesli mesaj, 100 milyon görüntülü mesaj ve 600 milyon fotoğraf gönderiliyor.

WhatsApp geçtiğimiz günlerde toplamda 19 milyar dolara Facebook tarafından satın alınıyor. 4 milyar dolar ödeniyor, 12 milyar dolar Facebook hisselerinden veriliyor ve 3 milyar dolarlık hisse de çalışanlar için ayrılıyor.

Satın alım şartlarına göre WhatsApp bağımsız bir şirket olarak kalacak. Uygulamanın gelir kaynağı için de Koum, herhangi bir reklamın gelmeyeceğini belirtti.

 

Peki Facebook WhatsApp’ı neden satın aldı?

Facebook’un trendi geçiyor. Ve Mark Zuckerberg de bunun farkında. Burada Facebook, belki mecra olarak değil ancak altında birçok marka bulunduran bir şirket olarak konumlandırma yapmayı amaçlıyor olabilir. Instagram ve WhatsApp’ı alarak, özel kitlelere hitap eden mecraları yönetimi altına alıyor. Böylece Mark Zuckerberg, gelecekte de dijitalin sosyal alanını şekillendiren grupta yer almak istiyor.(Facebook bugünkü önemini kaybetmiş olsa dahi)

Facebook, Friendfeed’i aldıktan sonra geliştirmesini durdurup, ekibini kendi bünyesine katmıştı. Ancak artık alıp yok etme değil, mecrayı geliştirme yolunu izliyor. Bu yolda aldığı uygulamaları Facebook’un yapısıyla birleştirmiyor, kendi yapılarını koruyor.

İkinci sebep ise rakipler olabilir… Bu mecraları Facebook değil Google vb güçlü rakipler almış olsaydı, Mark Zuckerberg gelecekte bu alanı şekillendiren isimler arasında -büyük ihtimalle- olamayacaktı. Bunun nedeni yine üstte bahsettiğimiz gibi Facebook’un trendinin düşme eğilimine girmesi ve özel kitlelere hitap eden mecraların trendinin yükselmesi…

Yani iki sebep de temelde Mark Zuckerberg’in geleceği de şekillendirme “hayali” üstüne kurulu…

Rakiplerden daha güçlü olma” ve “geleceğin trendini yakalama”… Bu şekilde şirketin devamı amaçlanıyor.

social-media-billboard
Dijital Pazarlama

Sosyal ağların geleceği ne kadar parlak?

Twitter’ın son 2 yıldır müthiş bir büyüme hızı var. Bunun en büyük sebebi en baştan beri mobil odaklı bir sosyal ağ olmasıydı. Ancak son dönemde biraz strateji değiştirerek, “mobil kullanıcı deneyimini artırmak” yerine webe yatırımlar yapıyorlar.

Twitter’ın webde yaptığı hamlelerin başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Çok sık tasarım değiştirmesi, reklamları bir türlü işler bir hale getirememesi ve yeni kullanıcı deneyimleri üretememesi şu anki en büyük sıkıntıları. Özellikle son profil sayfası tasarım değişimi (Facebook’a da benzemesi nedeniyle) çok eleştiri alıyor.

w1pVPG Sosyal ağların geleceği ne kadar parlak?

 

Bildiğiniz üzere Facebook uzun süredir bir düşme trendi içerisinde. (Bknz: Facebook trendi, gençler arasında düşüyor. )

 

2014 01 16 Facebook Sosyal ağların geleceği ne kadar parlak?

 

Öyle gözüküyor ki Twitter da bu trende kapılacak.

Doğru adımlar atan sosyal ağlar yok mu? Tabi ki var, hem de fazlasıyla doğru adımlar atıyorlar. Foursquare, her geçen gün yapısına eklediği yeni kullanıcı deneyimleri ile mobilde müthiş bir süreç yaşıyor.

Uzun vadeye baktığımızda yeri en sağlam sosyal ağ yine Foursquare… (“Sosyal” yapıyı doğru bir şekilde kullanan ve kullanıcıya en iyi deneyimi yaşatan sosyal ağ. Örnek: Uzun bir tatilden döndüğünüzde size “Tatil nasıldı? Bulunduğunuz yerlerle ilgili tipler bırakmaya ne dersin?” şeklinde bir mail dahi atıyor, üstelik size önerdiği yerler sadece check-in olduklarınız değil, bulunduğunuz her yer…)

ssdf Sosyal ağların geleceği ne kadar parlak?

Facebook ve Twitter ise, bir an önce silkelenmezlerse düşüş daha da hızlanacak…

Not: Foursquare’in en büyük eksiği, markalarla olan işbirliklerinin (reklam vs) çok fazla olmaması. Facebook’u uzun yıllardır öne çıkaran, markaların bu alana yaptıkları yatırımlardı. Foursquare de uzun vadede markalar ile olan işbirliklerini artırmak zorunda…

kullanım şekiller,asdfa
Dijital Pazarlama

Sosyal medya iletişiminde fark edilmeyen potansiyel

Markaların dijitale geçerken yaşadığı en büyük sıkıntı, hali hazırdaki yapılarının dijitale uyum sağlayamaması. Bunun sonucu olarak da günümüzde bir çok marka dijital iletişimini sadece çalışma saatleri arasında sürdürüyor.

Ancak kötü bir haberim var… Ne yazık ki tüketiciler dijitalde 7/24 online…

Markalar şu an akşam ve gece iletişiminin sahip olduğu potansiyelin farkında değiller.

Aşağıdaki istatistiklerde de göreceğiniz üzere sosyal medyayı en aktif kullandığımız zamanlar akşam saatleri.. Ancak ben daha önemli olduğunu düşündüğüm zaman aralığına değinmek istiyorum: Geceler….

Neden?

  • Geceleri, gündüze göre daha fazla etkileşime giriyoruz. (Nedeni alttaki madde)
  • Odaklanma sıkıntımız azalıyor. Gündüz ofiste ya da evde çevremizden gelen bir çok uyarı arasında yaşıyoruz.(telefon, mail, ofis arkadaşı, müzik vs) Geceleri ise bu uyarıların sayısı azalıyor. Böylece gece yapacağınız iletişimde müşterilerinizin sizinle ilgilenme ve onların aklında kalma ihtimaliniz çok daha yüksek.
  • Markaların tüketiciyle gece iletişim kurması alışılmış bir şey değil. Bu yüzden tüketicinizi kat be kat etkileme şansına sahipsiniz.
  • Az çoktur… Sosyal medyada bir milyon kişiye ulaşmak kolay! Ayrıştırılmış küçük kitlelerle doğru iletişim kurmak zor.. Konuşmalarda ve seminerlerde “hava atmaya” doyulmayan bir milyon kişi ile bireysel iletişim kurmak ise çok daha zor!

Hadi bir kaç araştırmaya göz atalım;

Turkcell’e göre kullanıcıların en aktif oldukları saat 22:00. Sonrasında kullanım düşse de gece 3’e kadar göz ardı edilmeyecek bir kitle sosyal medyada aktif.

Sosyal Medya Kullanim Sosyal medya iletişiminde fark edilmeyen potansiyel

 

Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın raporuna göre ise öğrencilerin %33,5’u 24:00 ve sonrasında sosyal medya kullanıyor. En yoğun kullanım ise Turkcell verileri ile benzer 21:00-24:00 aralığında..

saat3 Sosyal medya iletişiminde fark edilmeyen potansiyel saat2 Sosyal medya iletişiminde fark edilmeyen potansiyel saat Sosyal medya iletişiminde fark edilmeyen potansiyel

 

Son olarak;

Pazarlamanın en büyük sorunlarından biri yatırımın geri dönüşünü net olarak ölçememektir. Değer ölçülemediği için de sayılar ön plana çıkartılır. Bu durum en büyük çılgınlığını “dijital pazarlamada” yaşıyoruz.  Size tavsiyem sayıların büyüsüne kapılmaktan vazgeçin ve tüketicileriniz ile ilişki kurmaya yönelin..

Ve bu yolda “geceler” markanız için müthiş fırsatlar barındırıyor…

hayat beni yaşa diyor 5
SEVDİĞİM SÖZLER

Hayat değiştiren cümleler

Bazı cümleler vardır, duyduğunuz andan itibaren hayatınızda bir çok şeyi değiştirir. Benim hayatımı değiştiren cümleleri sizlerle paylaşmak isterim;

Şikayet etme, ikna et ( Ercüment Büyükşener )

Şirket için değil, kendin için çalışırsan değerli olursun ( Marka Fikirleri )

Sorunlardan mı şikayet ediyorsun? İş hayatı peşi sıra sorun çözmektir ( Anonim )

30 yaşına geldiğinde 10.000 gün yaşamış olursun… Peki sen 10 bin farklı gün mü yaşadın, yoksa aynı günü 10 bin kez mi yaşadın? Aynı günü 10 bin kez yaşadıysan yazık sana ( Ahmet Durul )

Kendi geleceğini planlamayanlar, başkalarının planının parçası olurlar. ( Philip A. Robbins )

mutluyken söz verme, öfkeliyken de karar verme… ( Anonim )

Çalışanlarınızla ilişkileriniz iyi değilse, müşterilerinizle ilişkileriniz asla iyi olamaz. ( Walt Disney )

Başkalarının sizinle ilgilenmesini sağlamaya çalışmak yerine, eğer siz başkaları ile ilgilenirseniz, iki ay içerisinde çok daha fazla dost edinirsiniz.. ( Dale Carnegie )

Bazen hayallerin sana çok uzak gibi gelebilir. Hayallerinin gerçekleşmesine 1 gün kala da aynı hissedeceksin! ( Anonim )

Coşku, zekadan daha önemlidir. ( Albert Einstein )

Bir boksör yere düştüğü için değil, ayağa kalkamadığı için nakavt olur… ( Ahmet Durul )

 

Şu an hatırlayabildiklerim bunlar. Peki sizin hayatınızı değiştiren sözler var mı? Onları da duymak isterim…

through-the-years-michael-jordan-9335028-1280-800
İŞ HAYATI

Haydi şirketimizi batıralım!

Kendi markanız için “Nasıl daha iyi olabilir” şeklinde düşünmeye başladığınızda beyniniz “markanızın zaten iyi olduğunu” vurgulayarak yaratıcılık sınırlarını kapatmaya çalışır. Bu metodla da iyi fikirler ortaya çıkartabilirsiniz ancak daha etkili olabileceğini düşündüğüm bir taktiği paylaşmak istiyorum;

Nasıl daha kötü olabiliriz? Markamızı nasıl batırabiliriz? Başkaları markamızı nasıl batırır?

Ekip olarak bir odaya toplanın ve markanızı batırmanın(daha kötü bir duruma getirmenin) yollarını düşünün. Bu şekilde beyninizin sınırlarını geçebilirsiniz.

Düşünürken bir yandan da çıkardığınız fikirleri bir yere yazın ve her birinin üzerinde konuşun, tartışın.

Toplantının sonuna doğru markanızı batırmanın yollarını(En azından bir kısmını) çıkarmış olacaksınız.

Şimdi yapmanız gereken bunların yapmamak ve tersini yapmak.

Micheal Jordan’ın sözü bu konuda daha anlaşılır olacaktır;

“‘Ben sahada 5 kişiyi nasıl gececegimi degil, o bes kişinin beni nasıl durduracagını dusunurum.”

Bir de örnek verecek olursak;

Markanızın evlere paket servis yaptığını düşünelim. Müşterilerinizi nasıl mutsuz edebilirsiniz? Mesela paketi teslim ederken ses tonunuz ve bakışlarınız itici olabilir. Bu şekilde müşterileriniz mutsuz olacaktır.

O zaman yapmanız gereken;

Müşterilerinizin karşısına asık suratla çıkmamak ve her zaman daha fazla güler yüzlü olmak.

Son olarak belirtmek istediğim konu:  Algı körlüğü bir şirketin tüm çalışanları için geçerli bir durum. Çalışanlar bir süre sonra kendi alanlarıyla ilgili “algı körlüğüne” yakalanır ve oluşan fırsatları yakalayabilmek gittikçe zorlaşır.

Şirketinizi batırma planıyla başladığınız beyin fırtınasında bu algı körlüğünün de önüne geçerek, oldukça güzel fikirler ortaya çıkartabilirsiniz.

fotoğraf copy2 copy
Dijital Pazarlama

Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

Her markanın kendi kültürünü –doğru ya da yanlış- yansıtan bir dili vardır. Sloganı, basın bültenleri, reklam metinleri vs… Ancak markalar dijital dünyada da uygun bir dil (ses tonu) geliştirmeliler. Ses tonu, marka kişiliğinin önemli ve vazgeçilmez bir parçasıdır.

Online ve offline, birbirinden farklı dünyalardır ve kendilerine özgü kuralları vardır. Bu yüzden tümünde aynı dili kullanmak, doğru bir strateji olmayacaktır. Bir markanın gazete bülten metnini sosyal medyada paylaştığını düşünün. Sizce nasıl bir etki oluşturur?

O zaman markanın dijital dilini oluşturmak için sırayla neler yapmak gerekir onlara bakalım;

  • İlk olarak marka kişiliğini detaylı olarak tanımlamalı ve konumlandırmasını doğru yapmalısınız. Markanız enerjik mi, geleneksel mi, eğlenceli mi? Örneğin, marka konumlandırmasını “hız” üzerine yapıyorsanız, kısa ve öz cümleler kurmalısınız. Geleneksel bir marka konumlandırmasında ise kullandığınız kelimelerin geleneği yansıtmasına dikkat etmelisiniz. Eğlenceli bir markaysanız takipçilerinize keyifli içerikler sunmalısınız.

jeanslab 1024x539 Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

Ayrıca markanın hisleri ve davranışları da çok önemli. Markaların insanlaşmasının somut kısmından Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor yazısında bahsetmiştik. Şimdi daha duygusal kısmına bakabiliriz.

Markalar ete kemiğe bürünüyor, kişilikleri oluşuyor, duyguları oluşuyor… Markanız ne zaman mutlu olur, ne zaman üzülür, ne zaman özür diler, mutlu olduğunu ya da üzüldüğünü belli eder mi? Bunların hepsi marka kişiliğini oluşturan unsurlardır.

  • İkinci olarak amacınızı belirleyin. Satış yapmak mı, marka algısını güçlendirmek mi, marka bilinirliliğini artırmak mı istiyorsunuz? Her hedef doğrultusunda izleyeceğiniz strateji farklı olacaktır.

Adsız Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

  • Üç: Hedef kitleniz kim, ne yapıyorlar, nelere ilgi duyuyorlar? İletişim yapacağınız kitleler, kullanacağınız ses tonunu belirleyen en önemli etkenlerden biridir.

caffenero Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

  • Dört: Hedef kitleniz nerede? Facebook, Twitter, Instagram, Vine, Soundcloud vs.. Mecraların da kendine has bir dili olduğunu unutmamak gerekiyor. Beğenmek, favorilemek, pinlemek vs… Twitter’da kısa ve vurucu metinler kullanırken, Instagram’da ilgili etiketler kullanmalısınız.
  • durex Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

Ayrıca sosyal mecralar içerisinde de ayrıştırdığınız hedef kitlelere kullanacağınız dil farklı olacaktır. (Ege bölgesinde yaşayanlar, jazz müzik sevenler, çocuğu olanlar, yemek yapmayı sevenler vs.) Bu konuda daha detaylı bilgi sahibi olmak için Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon yazısını inceleyebilirsiniz. Ancak bu strateji, geliştirmesi zor, dikkat ve araştırma isteyen bir konudur. Markaların hedef kitle ayrıştırdığı ve bu kitlelere ayrı iletişim yaptığına dair örnekleri henüz çok fazla göremiyoruz.

  • Şimdi parçaları birleştirme zamanı. Markanın dijital dilini oluşturabiliriz. Hazırlayacağınız kılavuzda markanızın dijital dili ile ilgili kurallarınızı belirleyin. Aşağıdaki örneklere bakacak olursak;

– İletişim dili resmi ya da gayri resmidir; takipçilerine “Sen” ya da “Siz” der, “İsim ve Soy isim” ile hitap eder ya da “İsim Hanım/Bey” ifadelerini kullanır.
– Şu durumlarda teşekkür eder:…..
– Şu durumlarda özür diler:…..
– Müşteri geri bildirimlerine şu şekilde cevap verir:…..
– Kısa ve öz cümleler kullanır.
– Cümlelerin sonunda “…” kullanır, çünkü hiçbir cümlesi yüklem taşımamalıdır vs.

  • Son madde: “güncel olmak”.  Zaman içerisinde her şey gibi marka dili de güncellenmelidir.

Günümüzde tüketici ve alışkanlıkları sürekli değişiyor ve bu dinamiğe uyum sağlamak fazladan yapılan bir iş değil, zorunluluktur.

Sonuç olarak, markalar dijitalde müşterilerine nasıl sesleneceklerini belirlemek için birçok konuya dikkat etmeliler. Aksi durumda kullanacakları dil, markalar için ciddi krizler oluşturabilir.

 

Yazıda kullanılan çizim Nurdan Tanrıver‘e aittir ve bu yazıya özel hazırlanmıştır.
557552_277623872342445_1174761859_n
İŞ HAYATI

Çalışanlardaki “hata yapma korkusu”, stres ve etkileri

Şu ana kadar karşılaştığım bir çok şirkette, çalışanları en fazla strese sokan konulardan birinin “hata yapma korkusu” olduğunu farkettim. Ve bu korkunun, otoriteler tarafından durumu çok da iyi gösterilmeyen şirketlerin çalışanlarında daha fazla olduğunu gördüm. (Kötü giden şirketler=Hata yapmaktan korkan çalışanlar)

Genel olarak şirketleri incelersek bir çoğunun politikalarında “hatasız üretim, hizmet, çalışma vb.” maddeler bulunuyor. Politikalarda da vurgulandığı üzere bu maddelere uygun olmayan davranışlar ciddi bir sorgulama ve ceza ile sonuçlandırılıyor.

Peki bu durum ne kadar doğru?

Bir insanın hiç hata yapmadan yaşaması sizce mümkün mü?

Normal hayatta doğal karşılanan “hata yapma”, neden iş hayatından bu kadar dışlanıyor?

“Çalışanları hata yapmaları konusunda destekleyin” demiyorum, ancak “hata yapma konusu” ne kadar çok vurgulanırsa, çalışanlar da o kadar çok stres yaşıyor. Peki yoğun stresin sonucu ne oluyor dersiniz? Daha fazla hata…

Hadi biraz da araştırmalara göz atalım;

Araştırmalara göre stres, çalışanların işe devamsızlık göstermelerine ve işten ayrılmalarına neden olabilmektedir. Dolayısı ile işyeri bundan zarar görmektedir. Çalışanlardan birinde görülen stres diğer çalışanı da olumsuz etkilemekte, böylece verimlilik azalmaktadır. (http://www.turkis.org.tr/source.cms.docs/turkis.org.tr.ce/docs/file/ec109.pdf)

Stres ve gerilim fazla enerji tüketmeye neden olduğu için bir süre sonra birey kendisini zayıf, güçsüz, her an kötü bir şey olacakmış duygusunu yaşayan, nedeni belirsiz yoğun bir endişe duyan, uykusuzluk çeken, sinirli, çabuk heyecanlanan bir kişi durumunda hissedebilir. Dikkatini toplamakta güçlük çekebilir, hafıza sorunları yaşayabilir, öğrendiği konuları unuttuğu endişesine kapılabilir. (http://www.akademikbakis.org/26/08.pdf)

Stres altında sağlığını ve moralini kaybeden kişinin örgüte yansıyan başlıca sonuçları, performans düşüklüğü, işgören devir hızında artış, işe devamsızlık ve yabancılaşma şeklindedir (http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS00469.pdf)

Araştırmalar da gösteriyor ki stresin çalışanlar üzerindeki etkisi çok olumlu değil.

 

Peki şirketler ne yapmalı?

Çalışanlarını eğitmelidir. Müşteri memnuniyeti, hatalı ürünlerden doğabilecek sorunlar, iş kazalarının sonuçları ve bol bol örnek….

Bu eğitimler sonucunda çalışanlar “stressiz bir şekilde” hata yapmama konusuna dikkat edeceklerdir.

 

Son olarak stresin mali zararlarına göz atalım;

Fransa’da stres sonucu devamsızlık, üretim düşüşü ve sağlık harcamalarının toplam maliyeti milli gelirinin %10’una eşitken İngiltere’de stresin ortaya çıkardığı maliyet, işçi ve işveren ilişkilerinden kaynaklanan sorunların maliyetinden on kat fazladır.

Her gün 250.000’den fazla kişi kalp krizleri, davranış bozuklukları, koroner yetmezliği ve alkole bağlı rahatsızlıklar gibi stresin yol açtığı rahatsızlıklar nedeniyle işe gelmemektedir

Finans kuruluşları arasında yapılan bir araştırma ise işverenlerin %64’ünün aşırı stresi şirketlerine yönelik en önemli sağlık tehdidi olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu oran kalp hastalığı tehdidi oranının dört, alkolizm tehdidi oranının altı katıdır.

(http://tez.sdu.edu.tr/Tezler/TS00469.pdf)

 

Not: 

Hiç hata yapmayan insan, hiçbir şey yapmayan insandır.

Hayatta en büyük hata, kendini hatasız sanmaktır!

Yunus Emre

 

Facebook Like
Dijital Pazarlama

“Sosyal Medya”da sayılar neden bu kadar ön planda?

Markaların büyük bir kısmı sosyal medya iletişimlerinde sadece sayıları ön plana çıkartıyorlar. Bunun oluşumunda tabi ki ajansların katkısı çok büyük. Ancak sayıların öne çıkarıldığı bir yerde bir şeylerin gizlenmeye çalışıldığı gerçeğini unutmamak lazım.

Türkiye’de dijital, markalar açısından çok yeni ve henüz anlaşılamamış bir ortam. Buna rağmen tüketicilerin bu ortama olan ilgisi, markaların iştahını kabartıyor. Dolayısıyla bu mecrada olmak isteyen ama ne için olduğunu ve ne yapacağını bilmeyen markalar, yaptıkları yatırımı mantıklı kılabilmek için sayılara sarılıyorlar. Yani “bilgisizliklerini” sayılar ile örtmeye çalışıyorlar. (1 milyon fanımız var, 100 binler bizi konuşuyor vs. Bu cümleler eminim size tanıdık geliyordur. )

Peki sosyal medya markalar için ne ifade ediyor?

Sosyal medyanın markalara sağladığı en büyük avantajlardan biri, insanlarla kurulabilen 7/24 iletişim ve bu insanları daha iyi tanıma imkanı. Eskiden müşterilerimizin günlük yaşantısında neler yaptığını bilmiyorduk ya da olumsuz bir deneyim yaşayıp, marka ile bağlarını kopardıklarında haberimiz olmuyordu. Günümüzde ise bu bilgilerden çok daha fazlasına sahibiz. Ancak kullanmıyoruz.(Eskiden müşteri datası olmadığı için yakınan markalar, şu an  ellerindeki büyük müşteri datalarını nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar.) 

Markalar ne yapmalı?

Sosyal medya hesaplarınızdaki 1 milyon kişiye aynı “içerikleri” göstermenin hiçbir mantıklı yanı bulunmuyor. Dolayısıyla markalar müşterilerin ayrıştırmalı ve bireyler ile gruplandırdığı kitlelere özel iletişim yapmalıdır. (Kadın-Erkek, Genç-Yaşlı,Evli-Bekar, Üniversite mezunu-Öğrenci, Futbola düşkün-Hentbolu seven, Seyahat etmeyi seven-Evde vakit geçirmekten hoşlanan vs)

İletişimlerini 7/24 sürdürmeliler. Tüketici olan ilişkilerin yer ve zamanını markaların belirlediği dönem artık geride kaldı. İpler tamamen müşterilerin elinde ve onlar 7/24 onlinelar. Siz hala 09:00-18:00 arası dijital iletişim sürdürüyorsanız,  bulunduğunuz mecranın yapısını kavrayamamışsınız demektir.  /// Dijital müşteri hizmetleri ile ilgili detaylı bilgi almak isterseniz: Yaşasın! Olumsuz yorum… Markalar için “Dijital Müşteri Hizmetleri” Zorunluluğu.

Dijitali departmanlaştırmayın, şirketi dijitalleştirin. Sosyal medyada güzel diyaloglar kurduğunuz müşteriniz aynı ses tonunu ve hissi şubelerinizde ya da çağrı merkezinizde bulamıyorsa, dijitalde kurduğunuz iletişimin etkisi çok da uzun ömürlü olmayacaktır. Dolayısıyla tüm şirketin aynı havayı soluması ve aynı dili konuşması gerekmektedir. Bu yüzden şirketin ses tonunu belirlemeli ve her yerde aynı dili konuşmalısınız. Sonrasında dijitalde müşterileriniz ile kurduğunuz diyalogları, müşteri ile temas kuran tüm birimlere iletmelisiniz.

Etkileşim > Satış… Müşterilerinize “para kazandıran insan” gözüyle bakarsanız dijitalde ömrünüz çok da uzun olmayacaktır. Bu yüzden müşterilerini sadık birer dosta dönüştürülebilecek arkadaş olarak tanımlamalı ve onlarla ilişkilerinize özen göstermelisiniz. (Müşterilerinizin cüzdanlarına değil, kalbine odaklanın) 

Deneyim, deneyim, deneyim… Ürünlerinizi ve iletişiminizi, deneyimleştirin… Gelecekte deneyimin, ürünün yerini alacağı şüphesiz bir gerçek. Bu yüzden müşterileriniz için iyi deneyimler tasarlayın ve onların duygularına hükmedin.. (Sadece ürünlerinizle değil, onlarla kuracağınız iletişimle de iyi deneyimler oluşturabilirsiniz.)  /// Deneyim Pazarlamasını detaylı incelemek isterseniz: Deneyim Pazarlaması : Deneyim artık ürünün ta kendisi…

CRM –> Social CRM… Tüm bu süreçlerde müşterilerinizi çok iyi tanımanız şart. Bu yüzden şirketinizin diğer ilgili databaseleri ile entegre çalışacak bir social crm yazılımı kullanmalısınız.

Son olarak; dijitaldeki tüm şirketlerin “Marka Dijital Politikaları”na ihtiyacı var. Bu dijital politikalarda markanın ses tonunu, müşteri ile diyaloglarınızın ölçüsünü, kriz oluşturabilecek süreçleri, dijital iletişim politikalarınızı ve ilgili bir çok konuyu netleştirmelisiniz. Eğer dijitale giriş yapıp, süreç içerisinde atacağınız adımlara karar vermeyi planlıyorsanız, büyük krizler yaşamanız neredeyse kaçınılmaz. Bu yüzden dijitalle ilgili her konuyu netleştirip, “Marka Dijital Politikaları” başlığı altında toplamalısınız.

Sosyal medyanın markalar için ne olmadığını merak ediyorsanız: Markalar için “sosyal medya” ne değildir?

Bu yazıyı hazırlarken, bu konuya örnek olabilecek bir Facebook içeriği ve yorum ile karşılaştım, paylaşmak istiyorum; Ne yaptığını bilmeyen bir markaya, müşterisinden güzel bir cevap;

 

 

1 Sosyal Medyada sayılar neden bu kadar ön planda?

 

Ek olarak geçen gün karşılaştığım bir örnek; Matematiği iyi olmayan, bu markanın müşterisi olamıyor mu? Onu mu kastediyorlar acaba?

11 Sosyal Medyada sayılar neden bu kadar ön planda?

 

123
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Bir alışveriş merkezinde dolaşırken farkında olarak ya da olmayarak yönlendirildiğinizi hissediyor musunuz?

  • Premium bir mağazaya girdiğinizde kalitenin kokusunu alıyor musunuz?
  • Mağaza vitrinindeki ışıltı, cıvıltı sizi içeri doğru çekiyor mu?
  • Biraz dinlenmek istediğinizde buram buram kahve kokuları etrafınızı sarıyor mu?
  • Ya da bir mağazada dolaşırken müziğe kendinizi kaptırıp zamanı unutuyor musunuz?
  • O ceket ne kadar da yumuşaktı, tekrar dokunmak istemiyor musunuz?

 

İşte bunlar hep pazarlamanın oynadığı oyunlar…

1111 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Yeni çalışmalar, duyuların insan davranışları üzerindeki etkisini, gün geçtikçe daha iyi çözdüğünü gösteriyor. Basit örnekler ile açıklayacak olursak;

  • Marketlerdeki taze ekmek kokusu, acıkma hissi oluşturuyor ve marketten eve geldiğinizde “ben bunları niye aldım” diye düşünebiliyorsunuz…
  • Arabanın kapısını kapattığınızda çıkan o tık sesinin aslında uzun çalışmalar sonucu oluşturulması yine bir pazarlama taktiği.
  • Markanın logosunu görmeseniz de rengi aklınızda bir kıvılcım çaktırıyor. Jenerik markaların bu konudaki debranding çalışmaları gün geçtikçe çoğalıyor.
  • Uzun yola çıktığınızda yolun kenarında özenle dizilmiş, sepet ve çuvallar içindeki meyveler ne kadar da doğal gözüküyor değil mi? Büyük ihtimalle bunlar için dolu dolu tarım ilacı kullanılıyor, fakat size sunumu o kadar organik görünüyor ki kesinlikle ilaçlı olamazlar…

 

Şirketler duyuları kullanarak, insan davranışlarına etki eden bilinçaltına oynuyorlar. Kokunun gücüyle açlık hissi yaratıyorlar ya da ses ile sizi daha uzun süre mağazada tutabiliyorlar.

114242 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

 

 

Bilinçaltı konusunu daha detaylı inceleyecek olursak;

Araştırmalara göre, insanların satın alma davranışına bilinçaltının etkisi % 80’in üzerinde… Martin Lindstrom Buy-ology kitabında, bilinçaltı tercihlere bilimsel bir gerçeklik getirmiştir.

FMRI teknolojisi kullanılarak yapılan deneylerde, insanların bir etkiye (reklam, ürün vs) bilinçli verdiği tepkiler ile beyinlerindeki uyarılan noktaların çok farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Kitapta anlatılan çalışmalardan biri, sigara paketlerindeki uyarıcı yazılar ile ilgiliydi. İnsanlar bu uyarıcı yazıların sigarayı azaltmalarında etkili olduklarını söylerken, beyin dalgaları tam tersi şekilde haz noktalarının uyarıldığını gösteriyordu.

 

Duyuların bilinçaltına ve davranışlara etkisini çok güzel anlatan bir örnek de dünya.com’da bulunuyor. Duyusal pazarlamanın 100 milyon dolarlık etkisi yazısında belirtilen araştırma oldukça ilgi çekici:

“Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, kırmızı rengin ağırlıklı kullanıldığı meyve konseptli bir odadaki deneklerin viskiyi yüzde 13 oranında daha tatlı bulduklarını, öte yandan orman-odun konseptli bir odada ağaç çıtırtısını dinleyen deneklerin diğer iki odaya kıyasla yüzde 15 daha keyif aldıklarını belirlemiş… Günün sonunda ürünün nasıl tüketildiğini belirleyen tüm bu araştırmalar markaların dokusu, ambalajın sesi, servis kaliteleri konularına eğilmelerini ve bu konularda maksimum hassasiyet göstermelerini sağlıyor.”

 

Sonuç olarak, insanların günde binlerce (çeşitli araştırmalarda 3.000 – 10.000 arasında değişiyor) reklama maruz kaldığı günümüzde, markaların akıllarda yer etmesi çok daha zor. Bu zorluklar içerisinde 5 duyuya hitap edebilen markalar daha avantajlı olacaklar.

10-ways-to-humanize-your-brand-on-social-media-234e08c60b
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları yazısında duyulara hitap eden şeylerin bilinçaltını ve satın alma davranışlarını nasıl etkilediğinden bahsetmiştik. Bu yazıda da markaların duyularımıza hitap eden şeyleri sahiplenmesinden bahsedeceğiz.

En başından başlayalım. Her şey bir toz bulutuyken, markalar ulaşılamaz ve soyut varlıklardı. Güç markalardaydı. Çok daha az markanın olması tüketicilerin seçim alanını daraltıyordu.

Şimdi ürün, marka ve hizmet çeşitliliğinin artması ile güç tüketiciye geçti. İnsanlar tek bir markaya mecbur değil; memnun kalmadığı ya da sadece değişiklik istediği zaman bile başka bir markayı tercih edebiliyor. Markalar ise tercih edilmek için farklı yollar arıyor.

Bu yollardan biri duyusal pazarlama ya da nöromarketing olarak belirtiliyor. Ancak bu, çok basite indirgenmiş bir kavram. Asıl konu markaların insanlaşması. Markalar insan kimliklerine bürünerek kendilerini sevdirmeyi amaçlıyor. Duyular ise sadece bunun bir parçası.

Mac Vs. PC1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Markanın bir insan olabilmesi için önce somutlaşması gerekiyor. Renk, şekil, koku, ses, doku… Markanın kişiliğine göre çoğuna ya da hepsine sahip olması gerekiyor. Sonraki aşama ise karakter olarak ortaya çıkıyor. Marka nasıl konuşur, ciddi midir, samimi mi? Bunu da başka bir yazıda incelemek gerekiyor.

 

Haydi koku duyusundan başlayalım;

Koku hafızasının gücünü, markalar keşfetmiş durumda. Yıllar önce bir markayı kokusundan tanıyacağımızı düşünmezdik bile. Özel araştırmalar, uzun Ar-Ge çalışmaları, tonla harcanan bütçeler sonucu markanın bir kokusu oluyor. Güçlü koku hafızamızla, o tanıdık hissi yaşıyoruz. O marka artık bizden biri.

Rolls-Royce kokunun gücünü erken keşfeden markalardan. 1960lı yıllarda ürettiği yeni modelin, önceki modellerin sağladığı keyfi sağlamaması üzerine araştırmalara başlamış. Ve eski modellerde kullanılan doğal maddelerin oluşturduğu özel kokunun yeni modelde olmadığının farkına varmış. Haftalar süren çalışmalar ile Rolls-Royce kendi kokusunu elde etmiş ve müşterileri memnuniyeti sağlanmış.

rolls royce phantom coupe interior1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ses duyusunu inceleyecek olursak;

Ses, markalaşma stratejilerinde gittikçe daha fazla kullanılıyor. Önceleri ses, sadece reklam müziklerinden ibaret olarak düşünülüyorken, kola kapağının açılma sesinden otomobil kapısının kapatılma sesine kadar indirgenmiş durumda. Bu konudaki en etkili örneklerden biri kola şişe kapağının açılma sesidir. Bu ses hepimizin aklına tek bir markayı getiriyor.

 

coca cola brrr 2009 610x914 200x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ayrıca akıllara takılan reklam müzikleri de sesin markalar tarafından kullanımında etkili bir örnek. Reklam müziklerinde dikkat edilmesi gereken, o müziğin markayla özdeşleşmesi. Çoğu reklam gibi reklam müzikleri de hangi markaya ait olduğu bilinmeden unutulup gidebiliyor. Markaların yıllar önceki jinglelarını şimdiki reklamlarında kullanıyor olması, akılda kalıcılığı oldukça iyi sağladıklarını gösteriyor. Buna en başarılı örneklerden biri Eti olarak gösterilebilir.

Daimler Chrysler’in 1990’larda üzerinde yoğun olarak çalıştığı konu araba kapısının kapanma sesiydi. 10 mühendisin çalıştığı projede, en mükemmel sesin bulunmasına odaklanıldı. Kapının kapanma sesinin bile kaliteye olan etkisini erken fark etmiş bu marka, ses duyusunun kullanılmasının başarılı örneklerindendir.

 

Görme duyusuna rengi örnek gösterecek olursak;

Görme duyusu, insanların en çok bu yöndeki pazarlama çalışmalarına maruz kaldığı alandır. Renk, logo, şekil, market rafındaki konum, mağaza tasarımı vs birçok unsur ile markalar kendi kişiliklerini yaratır.

İnsanlar, fiziksel kapasiteleri gereği çevreden gelen tüm uyarıları algılayamazlar. Bu nedenle markanın sahipleneceği renk, diğer pazarlama çalışmaları ile koordine ve kullanıldığı mecralarda dikkat çekici olmalıdır. Ayrıca bu uyarıların yeteri kadar tekrar edilmesi, marka kimliğinin bütünsel bir algı oluşturmasını sağlar.

Noel Baba figürünün 1950’li yıllara kadar kıyafetlerinin yeşil olduğunu biliyor muydunuz? Coca Cola, reklamlarında Noel Baba’yı kullanmaya başladığında, kıyafet renkleri de kırmızı beyaza dönmüş ve günümüze kadar da kırmızı beyaz olarak devam etmiştir. Fark etmesek de Noel Baba figürü bize Coca Cola’yı çağrıştırıyor olabilir.

Mavi rengin, gözü ve beyni diğer renklere göre daha az yormasından dolayı çoğu sosyal medya platformu, mavi rengi tercih ediyor. Twitter mavisi, farklı tonu ile dikkat çekiyor ve bir renk tonu olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. “Twitter mavisi bir elbise istiyorum.” diyen bayanlar görebilirsiniz.

social media interraction2 192x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Uzun zamandır çoğu yerde gördüğümüz Nescafe bardaklarının rengine, araştırma sonucu karar verilmiş. Farklı termostatlardan aynı kahveleri içen deneklerin, kahveler için yorum yapmaları istenilmiş. Kırmızı renk için “zengin” yorumu çoğunluktayken; mavi için hafif, sarı için zayıf ve kahverengi için sert yorumları öne çıkmış.

 

Tat duyusuna bir bakalım;

Tat duyusu denince genelde akla yalnız gıdalar gelir. Ancak gıda takviyeleri, ilaçlar, diş macunları da bu konuda yoğun çalışma yürütülen ürünlerdir.

Listerine örneğini inceleyelim. Başarılı ağız çalkalama suyu markası, pazara girdiğinde kötü tadı sebebiyle rakiplerine göre tercih edilmiyordu. Tat duyusu, marka tercihinde oldukça etkilidir. Tabi Listerine bu sorunu başarılı bir şekilde çözdü: Tadının kötü olduğunu kabul ederek, “günde iki kez katlanmanız gerekiyor” söylemini benimsedi. Böylece insanlarda, Listerine’in sağlık için gerekli olduğu algısı oluştu. Bu konuyu başka bir yazıda inceleyebiliriz.

video banner 1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Tat pazarlamasında Redbull örneğini de inceleyebiliriz. Redbull’un birçok pazarlama çalışmasının yanında, tercih edilmesinde tadının büyük etkisi olduğu belirtiliyor. Markanın, ürünün tercih edilmesindeki etkisi üzerine gözü kapalı tat testleri yapılıyor. Bu testlerin sonucu için hislerin yüze yansımasından yararlanılıyor.

 

Dokunma duyusunu incelediğimizde;

Dokunmaya yönelik pazarlama teknikleri markanın verdiği mesajı güçlendirir ve müşteri deneyimine yeni bir boyut katar. Dokunma ile ürün ve tüketici arasında yakınlık kurulur.

Tekrar bir otomobil örneği ile devam edelim. Otomobil satın almak isteyen tüketicilerin % 49’u otomobil satın almadan önce sürücü koltuğuna oturuyor, koltukların ve direksiyonun dokusuna bakıyor, ön panele dokunuyor. Araştırmalara göre Mercedes, tercih edilme sebeplerinde iç tasarımı ve dokusu önemli rol oynuyor.

Adsız Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Unilever Ar-Ge bölümü, beyin ve duyular üzerine yaptığı çalışmalarda cilt üzerinde dokunuşlara karşılık veren C-lifleri adında özel bir sinir sınıfı keşfetti. Araştırmalar sonucu, bakım ürünleri tasarımında kullandıkları ambalaj malzemeleri ile dokunma duyusuna hitap ediyor.

 

Sonuç olarak;

Tüm bu çalışmalar sonucu marka elle tutulur, gözle görülür bir kimliğe bürünüyor. Ayrı ayrı tüm duyular, marka ve tüketici arasında bağ kurmayı, tüketiciye deneyim sunmayı sağlıyor. Kurum kişiliğinin tüketiciye en doğru şekilde iletilmesi için kullanılabilir tüm duyulara hitap edilmesi de çok önemli.

Sizin markanız nasıl kokuyor, ne renk, şişman mı zayıf mı, eğlenceli bir sesi mi var yoksa duygusal mı? Tüketici için bir arkadaş, bir abi gibi, markalar vazgeçilmez olmak için insan olmak zorunda.

 

 

Konuyu sunum formatında da inceleyebilirsiniz;

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme