Browsing Tag

pazarlama

Dijital Pazarlama

Amerika hayali kuran Pazarlamacılar, Ah keşke gitseler!

Pazarlama ile uğraşanlar hiçbir insan davranışını eleştirmemeli, her türlü davranışı anlamaya çalışmalıdır. Aksi durumda “ki günümüzdeki bir çok pazarlamacı buna dahil” pazarlama stratejilerini gerçek tüketiciden ziyade kafalarında canlandırdıkları müşteri profiline göre şekillendirmekteler.

Bu durum gün geçtikçe kötüleşiyor ve enteresan bir hal alıyor. Ofis odalarından, kahve dükkanlarından ve lüks mekanlardan çıkmayan plaza insanları, anadolunun küçük bir köyündeki insan davranışını nereden bilebilir?  Bilme kısmı bir yana, bu küçük yerlerde gerçekleşen “sözde cahilce ancak toplumun gerçeği olan davranışları” haberlerde ya da sosyal medyada gördükçe ülkeyi terkedip, amerikaya ya da avrupaya gitme hayallerinden bahsediyorlar.

Markaların boşa harcanan pazarlama bütçelerini düşündüğümüzde, içimizden geçmiyor değil: Ah keşke gitseler!

Herkes için geçerli olsa da öncelikle Pazarlamacılar, toplumun eksiklik ve acizliklerinden bahsederek, sosyal medyada like peşinde koşmayı bırakmalılar. Sonrasında ise plazalardaki güzel odalarını bırakıp, hedef kitlelerinin içine inmeli, onların sohbetlerine kulak misafiri olmalı hatta katılmalıdırlar.

Tabi ki bu işe koyulmak için ilk adım oldukça zor: İşe taksiyle gitme ve kafanızdaki tüketiciyle yaşamayı bırakıp, metrobüs ve minibüsleri tercih ederek, gerçek tüketiciyle tanışmaya başlamalısınız.

Kolay gelsin!

 

 

 

 

C--Users-Jill Perez-Desktop-Customer Centric Selling®-Images-sales-marketing
Dijital Pazarlama

Satış ve Pazarlama Arasındaki Farklar…

Satış ve pazarlama arasındaki fark, günümüzde halen bir çok kesim tarafından anlaşılabilmiş değil. Özellikle farklı sektörlerde ” satış” görevlilerine, içerisinde “pazarlama” geçen ünvanlar verilmesi, insanlar arasındaki bu karışıklığı daha da fazla artırıyor.

Peki satış ve pazarlama arasındaki farklar nelerdir?

 Satış
Müşterinin ihtiyaçlarını karşılamaya yöneliktir.

Pazarlama

Yeni ihtiyaçlar yaratır.

Ürün satar. (Olta satar.)

Fayda satar. (Olta ile tutulan balığın verdiği keyfi satar.)

Ürün odaklıdır. (Ürünün özelliklerinden bahseder)

Müşteri odaklıdır. (Ürünün müşteriye olan faydalarından bahseder)

Kısa vadeli çalışmalar içerir.

Uzun vadeli strateji içerir.

Taktik içerir. (Satış taktikleri..)

Yaratıcılık içerir.

Müşteriyle ilişki satış gerçekleşene kadardır.

Müşteriyle uzun süreli ilişki kurar.

Müşterinin 5 duyu organına hitap eder. (Müşteri görür,dokunur vs. Örnek: İnsanlara domates satar.)
Fiyat düşürme eğilimindedir. (Ciro hedefler)

Müşterinin kalbine (duygularına) hitap eder. (Örnek: İnsanlara çocukluklarında yedikleri bahçe domatesi lezzetini satar)

Fiyatı yükseltme eğilimindedir. (Kar hedefler)

Ürünün üretiminden satış sonrası desteğe kadar olan süreç içerisinde yer alan bölümlerden sadece biridir.

Ürünün üretiminden satış sonrası desteğe kadar tüm süreçle ilgilenir.

Faaliyet için ürün gereklidir.
Faaliyet genellikle ürün ortada yokken başlar.

Son olarak  Uğur Özmen‘in bu konudaki görüşüne yer vermek istiyorum;

Pazarlama ile satış arasındaki farklardan biri de logonun büyüklüğüdür. Birileri “logoyu büyüt” diyorsa, satış yapıyordur.

Görsel kaynağı: http://bit.ly/13FHV9D
10-ways-to-humanize-your-brand-on-social-media-234e08c60b
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları yazısında duyulara hitap eden şeylerin bilinçaltını ve satın alma davranışlarını nasıl etkilediğinden bahsetmiştik. Bu yazıda da markaların duyularımıza hitap eden şeyleri sahiplenmesinden bahsedeceğiz.

En başından başlayalım. Her şey bir toz bulutuyken, markalar ulaşılamaz ve soyut varlıklardı. Güç markalardaydı. Çok daha az markanın olması tüketicilerin seçim alanını daraltıyordu.

Şimdi ürün, marka ve hizmet çeşitliliğinin artması ile güç tüketiciye geçti. İnsanlar tek bir markaya mecbur değil; memnun kalmadığı ya da sadece değişiklik istediği zaman bile başka bir markayı tercih edebiliyor. Markalar ise tercih edilmek için farklı yollar arıyor.

Bu yollardan biri duyusal pazarlama ya da nöromarketing olarak belirtiliyor. Ancak bu, çok basite indirgenmiş bir kavram. Asıl konu markaların insanlaşması. Markalar insan kimliklerine bürünerek kendilerini sevdirmeyi amaçlıyor. Duyular ise sadece bunun bir parçası.

Mac Vs. PC1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Markanın bir insan olabilmesi için önce somutlaşması gerekiyor. Renk, şekil, koku, ses, doku… Markanın kişiliğine göre çoğuna ya da hepsine sahip olması gerekiyor. Sonraki aşama ise karakter olarak ortaya çıkıyor. Marka nasıl konuşur, ciddi midir, samimi mi? Bunu da başka bir yazıda incelemek gerekiyor.

 

Haydi koku duyusundan başlayalım;

Koku hafızasının gücünü, markalar keşfetmiş durumda. Yıllar önce bir markayı kokusundan tanıyacağımızı düşünmezdik bile. Özel araştırmalar, uzun Ar-Ge çalışmaları, tonla harcanan bütçeler sonucu markanın bir kokusu oluyor. Güçlü koku hafızamızla, o tanıdık hissi yaşıyoruz. O marka artık bizden biri.

Rolls-Royce kokunun gücünü erken keşfeden markalardan. 1960lı yıllarda ürettiği yeni modelin, önceki modellerin sağladığı keyfi sağlamaması üzerine araştırmalara başlamış. Ve eski modellerde kullanılan doğal maddelerin oluşturduğu özel kokunun yeni modelde olmadığının farkına varmış. Haftalar süren çalışmalar ile Rolls-Royce kendi kokusunu elde etmiş ve müşterileri memnuniyeti sağlanmış.

rolls royce phantom coupe interior1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ses duyusunu inceleyecek olursak;

Ses, markalaşma stratejilerinde gittikçe daha fazla kullanılıyor. Önceleri ses, sadece reklam müziklerinden ibaret olarak düşünülüyorken, kola kapağının açılma sesinden otomobil kapısının kapatılma sesine kadar indirgenmiş durumda. Bu konudaki en etkili örneklerden biri kola şişe kapağının açılma sesidir. Bu ses hepimizin aklına tek bir markayı getiriyor.

 

coca cola brrr 2009 610x914 200x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ayrıca akıllara takılan reklam müzikleri de sesin markalar tarafından kullanımında etkili bir örnek. Reklam müziklerinde dikkat edilmesi gereken, o müziğin markayla özdeşleşmesi. Çoğu reklam gibi reklam müzikleri de hangi markaya ait olduğu bilinmeden unutulup gidebiliyor. Markaların yıllar önceki jinglelarını şimdiki reklamlarında kullanıyor olması, akılda kalıcılığı oldukça iyi sağladıklarını gösteriyor. Buna en başarılı örneklerden biri Eti olarak gösterilebilir.

Daimler Chrysler’in 1990’larda üzerinde yoğun olarak çalıştığı konu araba kapısının kapanma sesiydi. 10 mühendisin çalıştığı projede, en mükemmel sesin bulunmasına odaklanıldı. Kapının kapanma sesinin bile kaliteye olan etkisini erken fark etmiş bu marka, ses duyusunun kullanılmasının başarılı örneklerindendir.

 

Görme duyusuna rengi örnek gösterecek olursak;

Görme duyusu, insanların en çok bu yöndeki pazarlama çalışmalarına maruz kaldığı alandır. Renk, logo, şekil, market rafındaki konum, mağaza tasarımı vs birçok unsur ile markalar kendi kişiliklerini yaratır.

İnsanlar, fiziksel kapasiteleri gereği çevreden gelen tüm uyarıları algılayamazlar. Bu nedenle markanın sahipleneceği renk, diğer pazarlama çalışmaları ile koordine ve kullanıldığı mecralarda dikkat çekici olmalıdır. Ayrıca bu uyarıların yeteri kadar tekrar edilmesi, marka kimliğinin bütünsel bir algı oluşturmasını sağlar.

Noel Baba figürünün 1950’li yıllara kadar kıyafetlerinin yeşil olduğunu biliyor muydunuz? Coca Cola, reklamlarında Noel Baba’yı kullanmaya başladığında, kıyafet renkleri de kırmızı beyaza dönmüş ve günümüze kadar da kırmızı beyaz olarak devam etmiştir. Fark etmesek de Noel Baba figürü bize Coca Cola’yı çağrıştırıyor olabilir.

Mavi rengin, gözü ve beyni diğer renklere göre daha az yormasından dolayı çoğu sosyal medya platformu, mavi rengi tercih ediyor. Twitter mavisi, farklı tonu ile dikkat çekiyor ve bir renk tonu olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. “Twitter mavisi bir elbise istiyorum.” diyen bayanlar görebilirsiniz.

social media interraction2 192x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Uzun zamandır çoğu yerde gördüğümüz Nescafe bardaklarının rengine, araştırma sonucu karar verilmiş. Farklı termostatlardan aynı kahveleri içen deneklerin, kahveler için yorum yapmaları istenilmiş. Kırmızı renk için “zengin” yorumu çoğunluktayken; mavi için hafif, sarı için zayıf ve kahverengi için sert yorumları öne çıkmış.

 

Tat duyusuna bir bakalım;

Tat duyusu denince genelde akla yalnız gıdalar gelir. Ancak gıda takviyeleri, ilaçlar, diş macunları da bu konuda yoğun çalışma yürütülen ürünlerdir.

Listerine örneğini inceleyelim. Başarılı ağız çalkalama suyu markası, pazara girdiğinde kötü tadı sebebiyle rakiplerine göre tercih edilmiyordu. Tat duyusu, marka tercihinde oldukça etkilidir. Tabi Listerine bu sorunu başarılı bir şekilde çözdü: Tadının kötü olduğunu kabul ederek, “günde iki kez katlanmanız gerekiyor” söylemini benimsedi. Böylece insanlarda, Listerine’in sağlık için gerekli olduğu algısı oluştu. Bu konuyu başka bir yazıda inceleyebiliriz.

video banner 1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Tat pazarlamasında Redbull örneğini de inceleyebiliriz. Redbull’un birçok pazarlama çalışmasının yanında, tercih edilmesinde tadının büyük etkisi olduğu belirtiliyor. Markanın, ürünün tercih edilmesindeki etkisi üzerine gözü kapalı tat testleri yapılıyor. Bu testlerin sonucu için hislerin yüze yansımasından yararlanılıyor.

 

Dokunma duyusunu incelediğimizde;

Dokunmaya yönelik pazarlama teknikleri markanın verdiği mesajı güçlendirir ve müşteri deneyimine yeni bir boyut katar. Dokunma ile ürün ve tüketici arasında yakınlık kurulur.

Tekrar bir otomobil örneği ile devam edelim. Otomobil satın almak isteyen tüketicilerin % 49’u otomobil satın almadan önce sürücü koltuğuna oturuyor, koltukların ve direksiyonun dokusuna bakıyor, ön panele dokunuyor. Araştırmalara göre Mercedes, tercih edilme sebeplerinde iç tasarımı ve dokusu önemli rol oynuyor.

Adsız Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Unilever Ar-Ge bölümü, beyin ve duyular üzerine yaptığı çalışmalarda cilt üzerinde dokunuşlara karşılık veren C-lifleri adında özel bir sinir sınıfı keşfetti. Araştırmalar sonucu, bakım ürünleri tasarımında kullandıkları ambalaj malzemeleri ile dokunma duyusuna hitap ediyor.

 

Sonuç olarak;

Tüm bu çalışmalar sonucu marka elle tutulur, gözle görülür bir kimliğe bürünüyor. Ayrı ayrı tüm duyular, marka ve tüketici arasında bağ kurmayı, tüketiciye deneyim sunmayı sağlıyor. Kurum kişiliğinin tüketiciye en doğru şekilde iletilmesi için kullanılabilir tüm duyulara hitap edilmesi de çok önemli.

Sizin markanız nasıl kokuyor, ne renk, şişman mı zayıf mı, eğlenceli bir sesi mi var yoksa duygusal mı? Tüketici için bir arkadaş, bir abi gibi, markalar vazgeçilmez olmak için insan olmak zorunda.

 

 

Konuyu sunum formatında da inceleyebilirsiniz;

bigpreview_Creative Roller-Coaster
Genel

Deneyim Pazarlaması : Deneyim artık ürünün ta kendisi…

Deneyim pazarlaması terimini son dönemde sıkça duymaya başladık. Peki, nereden çıktı bu deneyim pazarlaması?

Dünya son yıllarda hiç olmadığı kadar büyük bir değişim içerisine girdi. Teknolojik gelişmeler, globalleşen pazarlar, rekabet artışı, ürün çeşitliliğindeki yükseliş, ürün ve hizmetler arasındaki farklılıkların azalması, tüketici alışkanlıklarının değişimi…

Tüm bu faktörler şirketleri, yapılarını değiştirme konusunda zorlamaya başladı. Tabi ki her kriz içerisinde fırsatları gizlediği gibi, bu değişim ve zorluklar da yeni fırsatları beraberinde getirdi. Deneyim pazarlaması da bu fırsatlardan biri…

Deneyim pazarlaması, ürün ve hizmetin sıradanlaşmaya başladığı günümüz şartlarında, tüketiciyi müşteriye çevirmede ve sadakat sağlamada önemli bir yer edindi. Bu konuya birkaç örnek ile biraz daha açıklık getirelim;

  • Bebek’te iç sokakların birinde 1-2 TL’ye çay içebilecekken, sahilde bulunan kafelerde 4-5 TL vermeyi göze alabiliyoruz.  / 5 TL’yi çaya mı veriyoruz yoksa o mekanda oturmak hatta yer bildirimi yapmak için mi?
  • Evimizde 0,25 TL’ye sütlü kahve içiyorken, neden büyük kahve zincirlerinde bir kahveye 8-9 TL vermeye başladık? / Satın aldığımız şey yine ürün değil.
  • Klasikleşmiş Nokia ve iPhone hikayesini de bu konuya örnek olarak gösterebiliriz.

 

Deneyim pazarlamasına geri dönecek olursak;

Deneyimin duygusal, sosyal ve psikolojik bağlantılarını unutmamak gerekiyor. Çünkü deneyimin insanları etkilemesinin nedeni, bu bağlantılar ve hafızada bırakılan izlerdir.(Bebek sahilde çay içmenin mutlu etmesi, kahve zincirlerine ait kahve bardağı ile dolaşmanın belirli bir sosyal aidiyet duygusu oluşturması vs) Bu bağlantıları sağlayacak ara elemanlar ise 5 duygu organı… Örnek verecek olursak;

  • Yeni araba kokusu insanların büyük bir kısmını etkiler. (Ben de listeye dahilim) Ama bu kokunun aslında doğal olmadığını ve üretilen arabalara fabrikadan çıkarken sıkılan bir spreyden ibaret olduğunu biliyor muydunuz?
  • Arkadaşlarınızla bir restoranda otururken, burnunuza gelen buram buram yemek kokuları üzerine acıktığınız oldu değil mi?
  • Pizza reklamlarında yakın plan gösterilen erimiş kaşar peyniri görüntüsü… Düşünürken dahi canınız çekecektir.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, insanların kalbine dokunmanın ve hafızalarında yer edinmenin yolu 5 duyu organlarına hitap etmek.

 

Yazının sonuna yaklaşırken;

Deneyim ile hizmet ve ürün arasındaki farkı biraz netleştirelim;

Mahallenizdeki bakkaldan alacağınız “toz çorba” üründür. Bu ürünü alıp, evinizde hazırlar ve çorbanızı içersiniz.

Mahallenizde bulunan lokantada müşterilere servis edilen çorba ise hizmettir. Evde hazırlayacak vaktinizin olmamasından ya da çorbasını beğendiğiniz için lokantaya gittiğinizde hizmet alırsınız.

Bebekte bir restoranda içeceğiniz çorba ise deneyimdir. Çünkü orada arkadaşlarınızla keyifli bir akşam geçirmek, boğazı seyretmek ya da yer bildirimi yapmak gibi sebeplerden dolayı bulunursunuz, bu durumda çorbaya değil, yaşadığınız deneyime para ödersiniz. Bu yüzdendir ki lokantada çorba 2 TL iken, Bebek’te 8-9 TL’dir.

 

Son olarak; Deneyim pazarlaması ile dijitalin bağlantısını inceleyecek olursak;

Buraya kadar bahsettiğimiz deneyim pazarlaması, genele hitap ediyordu. Ancak şirketler, dijital araçların sağladığı fırsatlar sayesinde, artık müşterileri ile ilgili birçok bilgiye sahipler ve bu bilgiler doğrultusunda “deneyim pazarlaması”, “bireysel deneyim pazarlamasına” dönüşüyor olacak.

Şu an Bebek’te olmak sizi mutlu ettiği için o restorana gidiyorken, yarın “hem orada olmak sizi mutlu ettiği için hem de ne sevdiğinizi bilerek yemekleri size özel farklılaştırdıkları ve isminizle hitap ettikleri için” gidiyor olacaksınız.

social-media-landscape
Dijital Pazarlama

Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon

Markaların Facebook çılgınlığını herkes biliyor, Gezi olayları sonrası buna bir de Twitter eklendi.

Peki, bir kaç sorum var;

– Facebook’ta metin paylaşımı (hatta karakter sınırı çok daha yüksekken) ve fotoğraf paylaşımı varken, Twitter ve Instagram neden kullanılıyor?

– Twitter’ın fotoğraf servisi neden Instagram kadar aktif kullanılmıyor?

– Facebook places neden tutmadı, Foursquare’in bu kadar sevilme sebebi ne?

 

Bu sorular üzerine hiç düşündünüz mü bilmiyorum ama düşünmediyseniz vakit kaybetmeden başlamanızı öneririm.. Gelelim cevaplara;

Facebook insanlara her şeyi sunmaya çalışıyor. Ruh hali, beğenilen markalar, okunan kitaplar, izlenen filmler, çekilen fotoğraflar vs. Bu kadar çok özellik iyi bir yapı gibi görünse de oluşan karmaşıklık insanları sıkıyor ve farklı mecralara yönelmelerine sebep oluyor.

Örnek olarak;

Instagram’da sadece fotoğraf ve video ile karşılaşırsınız, Twitter’da çok vaktinizi almayan (kısa) metinler okursunuz. Soundcloud’ta sadece ses kaydı dinlersiniz. Youtube’da videolar izlersiniz. Üstelik bu mecralarda paylaşım da takip de çok kolaydır. (Instagram’da fotoğraf paylaşmanın ya da Twitter’da tweet atmanın zor olduğunu düşündünüz mü hiç?)

Peki Facebook denince aklınıza ilk gelen şeyler ne? Haber kaynağı ve profil sayfaları, yani karmaşa (Kısa metinler, uzun yazılar, fotoğraflar, videolar, yer bildirimleri, beğeniler vs.)…  Tabi ki sadece Facebook değil, Twitter da bu karmaşaya girmeye başladı.

Sonuç olarak herkes Facebook ve Twitter kullanabilir ama bu insanlar başka mecraları da kullanıyorlar. Ve insanların diğer mecralardaki kullanım amaçları çok daha net. (video izlemek, ses kaydı dinlemek, fotoğraflara göz atmak vs)

Aşağıdaki tabloyu seviyorum ama sizin de dikkatinizi çekeceği üzere bu tablodaki Facebook ve Twitter tanımları artık bu kadar net değil.

social media donut 590x590 Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon

 

Marka olarak dijital bir proje planlıyorsanız, projenizi hedef kitlenizin bulunduğu tüm mecralara yaymaya çalışın. Youtube için videolar, Instagram için fotoğraflar, Twitter için kısa metinler, Foursquare için rozetler hazırlayın.

Ne faydası olur?;

– Facebook ve Twitter karmaşıklığı içerisinde insanların dikkatini çekmek gittikçe zorlaşıyor. Ancak diğer mecralarda fark edilmeniz çok daha kolay.  (Ek olarak: Facebook algoritmasını bildiğinizi düşünüyorum. Onbinlerce TL para harcayarak kazandığınız fanlardan sadece %4’ünün yeni içerikleri görüyor olması sizi de üzmüyor mu?)

– Tüketicilerinizi bulundukları her yerde yakalarsınız. Bu onların dikkatlerini daha fazla çekmenizi sağlar. Çünkü gün geçtikçe maruz kaldığımız ve ilgilendiğimiz cihaz ve mecra sayısı artıyor. TV, pc, tablet ve iphone.. Bu 4’ü ile aynı anda ilgilenen kişiler artık çok daha fazla. Ve sizin bu kişilerin dikkatini bir seferde çekmeniz çok zor.

– Algısal üstünlük…. Hazırladığınız proje görseli Facebook’ta çok fazla ilgi görmeyebilir ama Instagram’da paylaşım rekoru kırabilir. Bunun nedeni insanların o mecralarda gezerkenki algılarından kaynaklanır. Ve bunun sonucunda hiç ummadığınız bir şekilde diğer mecralarda inanılmaz bir viral etki oluşturabilirsiniz. (İnsanlar Facebook’ta paylaştığınız videoyu izlemeyebilir ama Youtube’da izleme ihtimalleri daha yüksektir. Çünkü o an video izlemek için oradadır.)  + (İnsanları özel ilgi alanlarında yakalarsınız.)

Bu konu ile ilgili bir araştırmayı sizinle paylaşmak istiyorum. Facebook ve Pinterest’in karşılaştırıldığı bu araştırmada en dikkat çekici sonuç; Pinterest kullanıcılarının %70′i kullanım amaçlarını, yeni ürünler keşfetmek ve ne alacakları konusunda esinlenmek olarak tanımlarken, bu oran Facebook’ta sadece %17.

 Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon

 

Sonuç olarak kocaman bir sosyal dünya karşınızda duruyor… Yapmanız gereken tüketicilerinizin hangi mecraları kullandığını ve kullanım amaçlarını belirlemek. Sonrasında ise bu bilgiler doğrultusunda planlamayı yapmak…

Social LUMAscape 2011 Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon

 

 

36a5je
Dijital Pazarlama

Anlatmayı bırakın, yaşatın…

İnsanları bir konuda harekete mi geçirmek istiyorsunuz?

Tek taraflı bir iletişim kurmak ve onları bir takım söylemler ile harekete geçirmeye çalışmak günümüzün şartlarında yeterli olmuyor. Kabaca bir inceleme yaparsak: Bir insan, gün içerisinde radyo reklamları, billboardlar, Tv reklamları ve internetteki reklamlar(Popup, banner, sosyal ağ reklamları) arasında bir çok marka ve söyleme maruz kalıyor.

Ayrıca insanların kendileriyle bağ kurmaları için kullanılan “gerçek(halktan) kişiler” ise artık inandırıcılığını yitiriyor. (Reklamlarda oynayan (sözde) bir vatandaş: Ben kullandım, sonuç mükemmel)

Sonuç olarak;

“İnsanlara kendi hayatlarını kaybedeceklerini dahi söyleseniz, bunlara kulak asmayacaklardır.(Kulak assalar dahi alışkınlıklarını değiştirmeyeceklerdir)”

Peki ne yapmalı?

İnsanlara bir şeyler anlatmak istiyorsanız, onların yarattığınız hikaye içerisine girmelerine olanak sağlayın… Siz anlatmayın, onların deneyim yaşamasını ve anlatmasını sağlayacak ortamı hazırlayın ve sonuçları izleyin..

Bu yazıya ilham veren, biraz önce Facebook’ta karşılaştığım “sigara bıraktırma” kampanyası…

1(615)
Dijital Pazarlama

Gezi Parkı olaylarının markalara öğrettikleri

Gezi Parkı olayları herkesin bildiği üzere halkın direnişi olarak başladı ve gün geçtikçe büyüdü. Tabi ki bir tarafta halk olunca ve insanlar gaz ile tazyikli sular sebebiyle mağdur duruma düşünce markalar da bir anda kendilerini bu olayların içerisinde buldu.

Bir çok boykot listesi hazırlandı, bazı markaların şubeleri parçalandı ve bazıları ise kendini trend topicte buldu.

Yaklaşık 20 günün sonunda, bu kadar olumlu ve olumsuz durum bir çok marka için önemli öğretiler oluşturdu. Hadi inceleyelim;

yazı Gezi Parkı olaylarının markalara öğrettikleri

 

– Yeni iletişim çağıyla birlikte düzen artık değişiyor ve bir çalışanın bireysel hatası tüm markaya mal edilebiliyor. Oluşan durum da tüm marka çalışanlarını etkileyebiliyor. Bu yüzden dijital pazarlama dediğimiz şey sadece bir departmanın görevi olmaktan çıkıp, tüm çalışanların bilgisi olması gereken bir konu haline dönüşüyor. Bu yüzden artık markalar tüm çalışanlarını dijitalin dinamikleri konusunda eğitmeli ve olası krizlere karşı hazır hale getirmelidir.

– Monitoring(İnternet Takip)’in önemini artık biliyoruz, tekrar etmeye gerek yok. Ancak markalar şimdiye kadar hem maliyet hem de çalışan istihdamı açısından sadece çalışma saatleri içerisinde bu hizmeti alıyordu. Bu sistemin yanlış olduğunu bir kez daha gördük. İnsanlar geceleri de online olabiliyor ve markalar hakkında konuşabiliyor. Keyifli bir sabaha uyandığınızda markanızı olumsuz bir şekilde trend topicte görmek istemiyorsanız, 7/24 monitoring yapmak zorundasınız. Aksi durumda geç kalmış bir açıklama insanları tatmin etmiyor, tatmin etse de olumsuz paylaşımlar kadar yayılmıyor.

– Kriz durumlarında aksiyon planları sadece sosyal medya ajansına bırakılmamalı. Bunun örneğini Gezi Parkı olaylarında çok fazla gördük. İyi hazırlanmamış hatta çok fazla mantık ve dil bilgisi hatası bulunan sosyal medya paylaşımları insanları daha da fazla ateşliyor. Oysa ki kriz durumlarında kurumsal web sitesi üzerinden bir açıklama yayınlamak ve bunu sosyal medyada paylaşmak daha doğru sonuçlar verir(İletişim, PR ve sosyal medya ajansları birlikte çalışmalı). Gezi Parkı olaylarında kendilerinden hiç beklenmeyecek global markalar panik haliyle Twitter’dan ve Facebook’tan açıklama yaparak kendi ayaklarına kurşun sıktılar. Daha sonra sitelerinden açıklama yapsalar da insanları tatmin edemediler.

– Ajanslar bir çok markaya hizmet verdiğini hiçbir zaman unutmamalı. Gezi Parkı ya da başka bir duruma destek vermek ajans yöneticileri ya da çalışanlarının kişisel hesaplarından yapılabilir. Ancak ajans hesapları altından toplumun %100’ünü etkilemeyen (Deprem vb) olaylara destek vermek, ajansı zan altında bırakabilir ve markaları rahatsız edebilir.

– Markalar sakin olmayı öğrenmeli. Dijital krizler markaların çok fazla karşılaşmadıkları bir durum. Bu yüzden karşlaştıkları krizlere bazen gereksiz tepkiler verebiliyorlar. Olumsuz olaylarda markalar ilk önce sakin kalıp yayılımı izlemeli ve bu sürede aksiyon planlarını oluşturmalıdır. Eğer kriz yayılmaya devam ederse aksiyona geçilmelidir. Ancak bir kaç olumsuz paylaşım üzerine markanın gereğinden fazla tepkisi, olayın büyük bir kesime yayılmasına yol açar. Sonuç olarak marka kendi olumsuz reklamını yapmış olur.(İlk durumda 10-20 kişi olaylardan haberdarken ve yayılım durmuşken, markanın gereğinden fazla aksiyonları tüm takipçi kitlesine olumsuz durumu yayar.)

Sonuç olarak dijitalde öğreneceğimiz daha çok şey var…

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme