Browsing Category

Dijital Pazarlama

fotoğraf copy2 copy
Dijital Pazarlama

Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

Her markanın kendi kültürünü –doğru ya da yanlış- yansıtan bir dili vardır. Sloganı, basın bültenleri, reklam metinleri vs… Ancak markalar dijital dünyada da uygun bir dil (ses tonu) geliştirmeliler. Ses tonu, marka kişiliğinin önemli ve vazgeçilmez bir parçasıdır.

Online ve offline, birbirinden farklı dünyalardır ve kendilerine özgü kuralları vardır. Bu yüzden tümünde aynı dili kullanmak, doğru bir strateji olmayacaktır. Bir markanın gazete bülten metnini sosyal medyada paylaştığını düşünün. Sizce nasıl bir etki oluşturur?

O zaman markanın dijital dilini oluşturmak için sırayla neler yapmak gerekir onlara bakalım;

  • İlk olarak marka kişiliğini detaylı olarak tanımlamalı ve konumlandırmasını doğru yapmalısınız. Markanız enerjik mi, geleneksel mi, eğlenceli mi? Örneğin, marka konumlandırmasını “hız” üzerine yapıyorsanız, kısa ve öz cümleler kurmalısınız. Geleneksel bir marka konumlandırmasında ise kullandığınız kelimelerin geleneği yansıtmasına dikkat etmelisiniz. Eğlenceli bir markaysanız takipçilerinize keyifli içerikler sunmalısınız.

jeanslab 1024x539 Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

Ayrıca markanın hisleri ve davranışları da çok önemli. Markaların insanlaşmasının somut kısmından Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor yazısında bahsetmiştik. Şimdi daha duygusal kısmına bakabiliriz.

Markalar ete kemiğe bürünüyor, kişilikleri oluşuyor, duyguları oluşuyor… Markanız ne zaman mutlu olur, ne zaman üzülür, ne zaman özür diler, mutlu olduğunu ya da üzüldüğünü belli eder mi? Bunların hepsi marka kişiliğini oluşturan unsurlardır.

  • İkinci olarak amacınızı belirleyin. Satış yapmak mı, marka algısını güçlendirmek mi, marka bilinirliliğini artırmak mı istiyorsunuz? Her hedef doğrultusunda izleyeceğiniz strateji farklı olacaktır.

Adsız Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

  • Üç: Hedef kitleniz kim, ne yapıyorlar, nelere ilgi duyuyorlar? İletişim yapacağınız kitleler, kullanacağınız ses tonunu belirleyen en önemli etkenlerden biridir.

caffenero Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

 

  • Dört: Hedef kitleniz nerede? Facebook, Twitter, Instagram, Vine, Soundcloud vs.. Mecraların da kendine has bir dili olduğunu unutmamak gerekiyor. Beğenmek, favorilemek, pinlemek vs… Twitter’da kısa ve vurucu metinler kullanırken, Instagram’da ilgili etiketler kullanmalısınız.
  • durex Marka Dijital Dilinin Oluşturulması

Ayrıca sosyal mecralar içerisinde de ayrıştırdığınız hedef kitlelere kullanacağınız dil farklı olacaktır. (Ege bölgesinde yaşayanlar, jazz müzik sevenler, çocuğu olanlar, yemek yapmayı sevenler vs.) Bu konuda daha detaylı bilgi sahibi olmak için Dijital iletişimde önemli bir konu: Sosyal Fragmantasyon yazısını inceleyebilirsiniz. Ancak bu strateji, geliştirmesi zor, dikkat ve araştırma isteyen bir konudur. Markaların hedef kitle ayrıştırdığı ve bu kitlelere ayrı iletişim yaptığına dair örnekleri henüz çok fazla göremiyoruz.

  • Şimdi parçaları birleştirme zamanı. Markanın dijital dilini oluşturabiliriz. Hazırlayacağınız kılavuzda markanızın dijital dili ile ilgili kurallarınızı belirleyin. Aşağıdaki örneklere bakacak olursak;

– İletişim dili resmi ya da gayri resmidir; takipçilerine “Sen” ya da “Siz” der, “İsim ve Soy isim” ile hitap eder ya da “İsim Hanım/Bey” ifadelerini kullanır.
– Şu durumlarda teşekkür eder:…..
– Şu durumlarda özür diler:…..
– Müşteri geri bildirimlerine şu şekilde cevap verir:…..
– Kısa ve öz cümleler kullanır.
– Cümlelerin sonunda “…” kullanır, çünkü hiçbir cümlesi yüklem taşımamalıdır vs.

  • Son madde: “güncel olmak”.  Zaman içerisinde her şey gibi marka dili de güncellenmelidir.

Günümüzde tüketici ve alışkanlıkları sürekli değişiyor ve bu dinamiğe uyum sağlamak fazladan yapılan bir iş değil, zorunluluktur.

Sonuç olarak, markalar dijitalde müşterilerine nasıl sesleneceklerini belirlemek için birçok konuya dikkat etmeliler. Aksi durumda kullanacakları dil, markalar için ciddi krizler oluşturabilir.

 

Yazıda kullanılan çizim Nurdan Tanrıver‘e aittir ve bu yazıya özel hazırlanmıştır.
Facebook Like
Dijital Pazarlama

“Sosyal Medya”da sayılar neden bu kadar ön planda?

Markaların büyük bir kısmı sosyal medya iletişimlerinde sadece sayıları ön plana çıkartıyorlar. Bunun oluşumunda tabi ki ajansların katkısı çok büyük. Ancak sayıların öne çıkarıldığı bir yerde bir şeylerin gizlenmeye çalışıldığı gerçeğini unutmamak lazım.

Türkiye’de dijital, markalar açısından çok yeni ve henüz anlaşılamamış bir ortam. Buna rağmen tüketicilerin bu ortama olan ilgisi, markaların iştahını kabartıyor. Dolayısıyla bu mecrada olmak isteyen ama ne için olduğunu ve ne yapacağını bilmeyen markalar, yaptıkları yatırımı mantıklı kılabilmek için sayılara sarılıyorlar. Yani “bilgisizliklerini” sayılar ile örtmeye çalışıyorlar. (1 milyon fanımız var, 100 binler bizi konuşuyor vs. Bu cümleler eminim size tanıdık geliyordur. )

Peki sosyal medya markalar için ne ifade ediyor?

Sosyal medyanın markalara sağladığı en büyük avantajlardan biri, insanlarla kurulabilen 7/24 iletişim ve bu insanları daha iyi tanıma imkanı. Eskiden müşterilerimizin günlük yaşantısında neler yaptığını bilmiyorduk ya da olumsuz bir deneyim yaşayıp, marka ile bağlarını kopardıklarında haberimiz olmuyordu. Günümüzde ise bu bilgilerden çok daha fazlasına sahibiz. Ancak kullanmıyoruz.(Eskiden müşteri datası olmadığı için yakınan markalar, şu an  ellerindeki büyük müşteri datalarını nasıl kullanacaklarını bilmiyorlar.) 

Markalar ne yapmalı?

Sosyal medya hesaplarınızdaki 1 milyon kişiye aynı “içerikleri” göstermenin hiçbir mantıklı yanı bulunmuyor. Dolayısıyla markalar müşterilerin ayrıştırmalı ve bireyler ile gruplandırdığı kitlelere özel iletişim yapmalıdır. (Kadın-Erkek, Genç-Yaşlı,Evli-Bekar, Üniversite mezunu-Öğrenci, Futbola düşkün-Hentbolu seven, Seyahat etmeyi seven-Evde vakit geçirmekten hoşlanan vs)

İletişimlerini 7/24 sürdürmeliler. Tüketici olan ilişkilerin yer ve zamanını markaların belirlediği dönem artık geride kaldı. İpler tamamen müşterilerin elinde ve onlar 7/24 onlinelar. Siz hala 09:00-18:00 arası dijital iletişim sürdürüyorsanız,  bulunduğunuz mecranın yapısını kavrayamamışsınız demektir.  /// Dijital müşteri hizmetleri ile ilgili detaylı bilgi almak isterseniz: Yaşasın! Olumsuz yorum… Markalar için “Dijital Müşteri Hizmetleri” Zorunluluğu.

Dijitali departmanlaştırmayın, şirketi dijitalleştirin. Sosyal medyada güzel diyaloglar kurduğunuz müşteriniz aynı ses tonunu ve hissi şubelerinizde ya da çağrı merkezinizde bulamıyorsa, dijitalde kurduğunuz iletişimin etkisi çok da uzun ömürlü olmayacaktır. Dolayısıyla tüm şirketin aynı havayı soluması ve aynı dili konuşması gerekmektedir. Bu yüzden şirketin ses tonunu belirlemeli ve her yerde aynı dili konuşmalısınız. Sonrasında dijitalde müşterileriniz ile kurduğunuz diyalogları, müşteri ile temas kuran tüm birimlere iletmelisiniz.

Etkileşim > Satış… Müşterilerinize “para kazandıran insan” gözüyle bakarsanız dijitalde ömrünüz çok da uzun olmayacaktır. Bu yüzden müşterilerini sadık birer dosta dönüştürülebilecek arkadaş olarak tanımlamalı ve onlarla ilişkilerinize özen göstermelisiniz. (Müşterilerinizin cüzdanlarına değil, kalbine odaklanın) 

Deneyim, deneyim, deneyim… Ürünlerinizi ve iletişiminizi, deneyimleştirin… Gelecekte deneyimin, ürünün yerini alacağı şüphesiz bir gerçek. Bu yüzden müşterileriniz için iyi deneyimler tasarlayın ve onların duygularına hükmedin.. (Sadece ürünlerinizle değil, onlarla kuracağınız iletişimle de iyi deneyimler oluşturabilirsiniz.)  /// Deneyim Pazarlamasını detaylı incelemek isterseniz: Deneyim Pazarlaması : Deneyim artık ürünün ta kendisi…

CRM –> Social CRM… Tüm bu süreçlerde müşterilerinizi çok iyi tanımanız şart. Bu yüzden şirketinizin diğer ilgili databaseleri ile entegre çalışacak bir social crm yazılımı kullanmalısınız.

Son olarak; dijitaldeki tüm şirketlerin “Marka Dijital Politikaları”na ihtiyacı var. Bu dijital politikalarda markanın ses tonunu, müşteri ile diyaloglarınızın ölçüsünü, kriz oluşturabilecek süreçleri, dijital iletişim politikalarınızı ve ilgili bir çok konuyu netleştirmelisiniz. Eğer dijitale giriş yapıp, süreç içerisinde atacağınız adımlara karar vermeyi planlıyorsanız, büyük krizler yaşamanız neredeyse kaçınılmaz. Bu yüzden dijitalle ilgili her konuyu netleştirip, “Marka Dijital Politikaları” başlığı altında toplamalısınız.

Sosyal medyanın markalar için ne olmadığını merak ediyorsanız: Markalar için “sosyal medya” ne değildir?

Bu yazıyı hazırlarken, bu konuya örnek olabilecek bir Facebook içeriği ve yorum ile karşılaştım, paylaşmak istiyorum; Ne yaptığını bilmeyen bir markaya, müşterisinden güzel bir cevap;

 

 

1 Sosyal Medyada sayılar neden bu kadar ön planda?

 

Ek olarak geçen gün karşılaştığım bir örnek; Matematiği iyi olmayan, bu markanın müşterisi olamıyor mu? Onu mu kastediyorlar acaba?

11 Sosyal Medyada sayılar neden bu kadar ön planda?

 

123
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Bir alışveriş merkezinde dolaşırken farkında olarak ya da olmayarak yönlendirildiğinizi hissediyor musunuz?

  • Premium bir mağazaya girdiğinizde kalitenin kokusunu alıyor musunuz?
  • Mağaza vitrinindeki ışıltı, cıvıltı sizi içeri doğru çekiyor mu?
  • Biraz dinlenmek istediğinizde buram buram kahve kokuları etrafınızı sarıyor mu?
  • Ya da bir mağazada dolaşırken müziğe kendinizi kaptırıp zamanı unutuyor musunuz?
  • O ceket ne kadar da yumuşaktı, tekrar dokunmak istemiyor musunuz?

 

İşte bunlar hep pazarlamanın oynadığı oyunlar…

1111 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Yeni çalışmalar, duyuların insan davranışları üzerindeki etkisini, gün geçtikçe daha iyi çözdüğünü gösteriyor. Basit örnekler ile açıklayacak olursak;

  • Marketlerdeki taze ekmek kokusu, acıkma hissi oluşturuyor ve marketten eve geldiğinizde “ben bunları niye aldım” diye düşünebiliyorsunuz…
  • Arabanın kapısını kapattığınızda çıkan o tık sesinin aslında uzun çalışmalar sonucu oluşturulması yine bir pazarlama taktiği.
  • Markanın logosunu görmeseniz de rengi aklınızda bir kıvılcım çaktırıyor. Jenerik markaların bu konudaki debranding çalışmaları gün geçtikçe çoğalıyor.
  • Uzun yola çıktığınızda yolun kenarında özenle dizilmiş, sepet ve çuvallar içindeki meyveler ne kadar da doğal gözüküyor değil mi? Büyük ihtimalle bunlar için dolu dolu tarım ilacı kullanılıyor, fakat size sunumu o kadar organik görünüyor ki kesinlikle ilaçlı olamazlar…

 

Şirketler duyuları kullanarak, insan davranışlarına etki eden bilinçaltına oynuyorlar. Kokunun gücüyle açlık hissi yaratıyorlar ya da ses ile sizi daha uzun süre mağazada tutabiliyorlar.

114242 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

 

 

Bilinçaltı konusunu daha detaylı inceleyecek olursak;

Araştırmalara göre, insanların satın alma davranışına bilinçaltının etkisi % 80’in üzerinde… Martin Lindstrom Buy-ology kitabında, bilinçaltı tercihlere bilimsel bir gerçeklik getirmiştir.

FMRI teknolojisi kullanılarak yapılan deneylerde, insanların bir etkiye (reklam, ürün vs) bilinçli verdiği tepkiler ile beyinlerindeki uyarılan noktaların çok farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Kitapta anlatılan çalışmalardan biri, sigara paketlerindeki uyarıcı yazılar ile ilgiliydi. İnsanlar bu uyarıcı yazıların sigarayı azaltmalarında etkili olduklarını söylerken, beyin dalgaları tam tersi şekilde haz noktalarının uyarıldığını gösteriyordu.

 

Duyuların bilinçaltına ve davranışlara etkisini çok güzel anlatan bir örnek de dünya.com’da bulunuyor. Duyusal pazarlamanın 100 milyon dolarlık etkisi yazısında belirtilen araştırma oldukça ilgi çekici:

“Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, kırmızı rengin ağırlıklı kullanıldığı meyve konseptli bir odadaki deneklerin viskiyi yüzde 13 oranında daha tatlı bulduklarını, öte yandan orman-odun konseptli bir odada ağaç çıtırtısını dinleyen deneklerin diğer iki odaya kıyasla yüzde 15 daha keyif aldıklarını belirlemiş… Günün sonunda ürünün nasıl tüketildiğini belirleyen tüm bu araştırmalar markaların dokusu, ambalajın sesi, servis kaliteleri konularına eğilmelerini ve bu konularda maksimum hassasiyet göstermelerini sağlıyor.”

 

Sonuç olarak, insanların günde binlerce (çeşitli araştırmalarda 3.000 – 10.000 arasında değişiyor) reklama maruz kaldığı günümüzde, markaların akıllarda yer etmesi çok daha zor. Bu zorluklar içerisinde 5 duyuya hitap edebilen markalar daha avantajlı olacaklar.

10-ways-to-humanize-your-brand-on-social-media-234e08c60b
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları yazısında duyulara hitap eden şeylerin bilinçaltını ve satın alma davranışlarını nasıl etkilediğinden bahsetmiştik. Bu yazıda da markaların duyularımıza hitap eden şeyleri sahiplenmesinden bahsedeceğiz.

En başından başlayalım. Her şey bir toz bulutuyken, markalar ulaşılamaz ve soyut varlıklardı. Güç markalardaydı. Çok daha az markanın olması tüketicilerin seçim alanını daraltıyordu.

Şimdi ürün, marka ve hizmet çeşitliliğinin artması ile güç tüketiciye geçti. İnsanlar tek bir markaya mecbur değil; memnun kalmadığı ya da sadece değişiklik istediği zaman bile başka bir markayı tercih edebiliyor. Markalar ise tercih edilmek için farklı yollar arıyor.

Bu yollardan biri duyusal pazarlama ya da nöromarketing olarak belirtiliyor. Ancak bu, çok basite indirgenmiş bir kavram. Asıl konu markaların insanlaşması. Markalar insan kimliklerine bürünerek kendilerini sevdirmeyi amaçlıyor. Duyular ise sadece bunun bir parçası.

Mac Vs. PC1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Markanın bir insan olabilmesi için önce somutlaşması gerekiyor. Renk, şekil, koku, ses, doku… Markanın kişiliğine göre çoğuna ya da hepsine sahip olması gerekiyor. Sonraki aşama ise karakter olarak ortaya çıkıyor. Marka nasıl konuşur, ciddi midir, samimi mi? Bunu da başka bir yazıda incelemek gerekiyor.

 

Haydi koku duyusundan başlayalım;

Koku hafızasının gücünü, markalar keşfetmiş durumda. Yıllar önce bir markayı kokusundan tanıyacağımızı düşünmezdik bile. Özel araştırmalar, uzun Ar-Ge çalışmaları, tonla harcanan bütçeler sonucu markanın bir kokusu oluyor. Güçlü koku hafızamızla, o tanıdık hissi yaşıyoruz. O marka artık bizden biri.

Rolls-Royce kokunun gücünü erken keşfeden markalardan. 1960lı yıllarda ürettiği yeni modelin, önceki modellerin sağladığı keyfi sağlamaması üzerine araştırmalara başlamış. Ve eski modellerde kullanılan doğal maddelerin oluşturduğu özel kokunun yeni modelde olmadığının farkına varmış. Haftalar süren çalışmalar ile Rolls-Royce kendi kokusunu elde etmiş ve müşterileri memnuniyeti sağlanmış.

rolls royce phantom coupe interior1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ses duyusunu inceleyecek olursak;

Ses, markalaşma stratejilerinde gittikçe daha fazla kullanılıyor. Önceleri ses, sadece reklam müziklerinden ibaret olarak düşünülüyorken, kola kapağının açılma sesinden otomobil kapısının kapatılma sesine kadar indirgenmiş durumda. Bu konudaki en etkili örneklerden biri kola şişe kapağının açılma sesidir. Bu ses hepimizin aklına tek bir markayı getiriyor.

 

coca cola brrr 2009 610x914 200x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ayrıca akıllara takılan reklam müzikleri de sesin markalar tarafından kullanımında etkili bir örnek. Reklam müziklerinde dikkat edilmesi gereken, o müziğin markayla özdeşleşmesi. Çoğu reklam gibi reklam müzikleri de hangi markaya ait olduğu bilinmeden unutulup gidebiliyor. Markaların yıllar önceki jinglelarını şimdiki reklamlarında kullanıyor olması, akılda kalıcılığı oldukça iyi sağladıklarını gösteriyor. Buna en başarılı örneklerden biri Eti olarak gösterilebilir.

Daimler Chrysler’in 1990’larda üzerinde yoğun olarak çalıştığı konu araba kapısının kapanma sesiydi. 10 mühendisin çalıştığı projede, en mükemmel sesin bulunmasına odaklanıldı. Kapının kapanma sesinin bile kaliteye olan etkisini erken fark etmiş bu marka, ses duyusunun kullanılmasının başarılı örneklerindendir.

 

Görme duyusuna rengi örnek gösterecek olursak;

Görme duyusu, insanların en çok bu yöndeki pazarlama çalışmalarına maruz kaldığı alandır. Renk, logo, şekil, market rafındaki konum, mağaza tasarımı vs birçok unsur ile markalar kendi kişiliklerini yaratır.

İnsanlar, fiziksel kapasiteleri gereği çevreden gelen tüm uyarıları algılayamazlar. Bu nedenle markanın sahipleneceği renk, diğer pazarlama çalışmaları ile koordine ve kullanıldığı mecralarda dikkat çekici olmalıdır. Ayrıca bu uyarıların yeteri kadar tekrar edilmesi, marka kimliğinin bütünsel bir algı oluşturmasını sağlar.

Noel Baba figürünün 1950’li yıllara kadar kıyafetlerinin yeşil olduğunu biliyor muydunuz? Coca Cola, reklamlarında Noel Baba’yı kullanmaya başladığında, kıyafet renkleri de kırmızı beyaza dönmüş ve günümüze kadar da kırmızı beyaz olarak devam etmiştir. Fark etmesek de Noel Baba figürü bize Coca Cola’yı çağrıştırıyor olabilir.

Mavi rengin, gözü ve beyni diğer renklere göre daha az yormasından dolayı çoğu sosyal medya platformu, mavi rengi tercih ediyor. Twitter mavisi, farklı tonu ile dikkat çekiyor ve bir renk tonu olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. “Twitter mavisi bir elbise istiyorum.” diyen bayanlar görebilirsiniz.

social media interraction2 192x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Uzun zamandır çoğu yerde gördüğümüz Nescafe bardaklarının rengine, araştırma sonucu karar verilmiş. Farklı termostatlardan aynı kahveleri içen deneklerin, kahveler için yorum yapmaları istenilmiş. Kırmızı renk için “zengin” yorumu çoğunluktayken; mavi için hafif, sarı için zayıf ve kahverengi için sert yorumları öne çıkmış.

 

Tat duyusuna bir bakalım;

Tat duyusu denince genelde akla yalnız gıdalar gelir. Ancak gıda takviyeleri, ilaçlar, diş macunları da bu konuda yoğun çalışma yürütülen ürünlerdir.

Listerine örneğini inceleyelim. Başarılı ağız çalkalama suyu markası, pazara girdiğinde kötü tadı sebebiyle rakiplerine göre tercih edilmiyordu. Tat duyusu, marka tercihinde oldukça etkilidir. Tabi Listerine bu sorunu başarılı bir şekilde çözdü: Tadının kötü olduğunu kabul ederek, “günde iki kez katlanmanız gerekiyor” söylemini benimsedi. Böylece insanlarda, Listerine’in sağlık için gerekli olduğu algısı oluştu. Bu konuyu başka bir yazıda inceleyebiliriz.

video banner 1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Tat pazarlamasında Redbull örneğini de inceleyebiliriz. Redbull’un birçok pazarlama çalışmasının yanında, tercih edilmesinde tadının büyük etkisi olduğu belirtiliyor. Markanın, ürünün tercih edilmesindeki etkisi üzerine gözü kapalı tat testleri yapılıyor. Bu testlerin sonucu için hislerin yüze yansımasından yararlanılıyor.

 

Dokunma duyusunu incelediğimizde;

Dokunmaya yönelik pazarlama teknikleri markanın verdiği mesajı güçlendirir ve müşteri deneyimine yeni bir boyut katar. Dokunma ile ürün ve tüketici arasında yakınlık kurulur.

Tekrar bir otomobil örneği ile devam edelim. Otomobil satın almak isteyen tüketicilerin % 49’u otomobil satın almadan önce sürücü koltuğuna oturuyor, koltukların ve direksiyonun dokusuna bakıyor, ön panele dokunuyor. Araştırmalara göre Mercedes, tercih edilme sebeplerinde iç tasarımı ve dokusu önemli rol oynuyor.

Adsız Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Unilever Ar-Ge bölümü, beyin ve duyular üzerine yaptığı çalışmalarda cilt üzerinde dokunuşlara karşılık veren C-lifleri adında özel bir sinir sınıfı keşfetti. Araştırmalar sonucu, bakım ürünleri tasarımında kullandıkları ambalaj malzemeleri ile dokunma duyusuna hitap ediyor.

 

Sonuç olarak;

Tüm bu çalışmalar sonucu marka elle tutulur, gözle görülür bir kimliğe bürünüyor. Ayrı ayrı tüm duyular, marka ve tüketici arasında bağ kurmayı, tüketiciye deneyim sunmayı sağlıyor. Kurum kişiliğinin tüketiciye en doğru şekilde iletilmesi için kullanılabilir tüm duyulara hitap edilmesi de çok önemli.

Sizin markanız nasıl kokuyor, ne renk, şişman mı zayıf mı, eğlenceli bir sesi mi var yoksa duygusal mı? Tüketici için bir arkadaş, bir abi gibi, markalar vazgeçilmez olmak için insan olmak zorunda.

 

 

Konuyu sunum formatında da inceleyebilirsiniz;

mind
Dijital Pazarlama

Müşteri Deneyimi Tasarlamak: Seri Pozisyon Etkisi

Deneyim Pazarlamasını” daha önce bir çok açıdan incelemiştik . Bu yazıda ise ” deneyim tasarlama aşamalarında” göz ardı edilmemesi gereken “Seri Pozisyon Etkisi”ne bakacağız.

Hermann Ebbinghaus tarafından bulunan ve Psikoloji’de “Seri Pozisyon Etkisi” olarak adlandırılan deney “Müşteri Deneyimi Tasarımı”nda önemli bir rol oynuyor.

Seri Pozisyon Etkisi’ni açıklayacak olursak: Bu çalışmada bir grup deney katılımcısının gözleri bağlanıyor ve sırayla  çeşitli kelimeler okunuyor. Sonrasında ise deney katılımcılarından hatırladıkları kelimeleri yazmaları isteniyor.

Defalarca tekrarlanan bu deney sonucunda aşağıdaki grafik ortaya çıkıyor.

serial position effect Müşteri Deneyimi Tasarlamak: Seri Pozisyon Etkisi

Grafikten de anladığımız üzere insanlar ilk duydukları şeyleri (öncelik etkisi) ve son duydukları şeyleri (sonralık etkisi), “aradaki söylemlere oranla” daha fazla hatırlıyor.

Bir başka deyişle bir konuşmada ya da deneyimde(olayda) karşı tarafta bırakacağınız pozitif ya da negatif algıyı sürecin en başı ve sonu çok daha fazla etkiliyor.

Buradan yola çıktığımızda; müşteri deneyimi tasarlarken “vurucu hamleleri” başa ve sona koymanın oldukça önemli olduğunu görüyoruz. Bir kaç örnek verecek olursak;

Bir mekana girdiğinizde “güler yüzlü ya da asık suratlı bir çalışan” ile karşılaşmanız sizin o mekana olan algınızı direkt etkileyecektir.

Aynı şekilde pozitif bir deneyimin son aşamasında ( “hesap ödeme”yi örnek verebiliriz) yaşayacağınız sıkıntıyı daha fazla hatırlıyor olacaksınız ve algınız negatif yönde şekillenecek.

Ya da müşterilerinizin markanızla kurduğu temasın son aşamasında yapacağınız küçük ikramlar(hediyeler, sürprizler) ara süreçlerdeki “olumsuz deneyimleri” unutturabilecektir.

Günlük yaşantımızda da “Seri Pozisyon Etkisi”nin sonuçlarını görebiliriz;

Bir futbol liginde yer alan iki takımın sezonu aynı puanla tamamlandığını ancak birinin son 5 maçını kazandığını diğerinin ise son 5 maçı kaybettiğini düşünelim.

İki takım da aynı puanda olmasına rağmen medya ve insanlar tarafından  “son 5 maçını kazanan takım” daha başarılı olarak gösterilecektir. Bu durum “sonralık etkisi”nden kaynaklanmaktadır.

Sonuç olarak günümüzde; tüketiciler tarafında “deneyim” ürünü gölgede bırakmaya başlıyorken, markalarda ise “deneyim pazarlaması” çok daha önemli bir konu haline geliyor.

Bu önemli konunun karşılığı olarak da şirketlerde yeni bir pozisyon ihtiyacı oluşuyor, o da “deneyim tasarlayıcı”…

Ancak deneyim pazarlamasının hayatımızda yeni bir kavram olması nedeniyle şirketlerin çoğunda “deneyim tasarlayıcısı” pozisyonu bulunmuyor ve bu görev “pazarlama” departmanına bırakılıyor.

Daha küçük ölçekte şirketler(iş yerlerini düşünürsek); farkında olmasalar da uzun yıllardır “deneyim pazarlaması ve seri pozisyon etkisi”ni uyguluyorlar. Nasıl mı?

Yemekten sonra ikram edilen çayların başka ne amacı olabilir?

Untitled-1 copy9 (1)
ARAŞTIRMALAR, Dijital Pazarlama

Facebook trendi, gençler arasında düşüyor.

NextAdvisor‘ın araştırmasına göre Facebook kullanan gençlerin oranı bir senede %42’den %33’e düştü.

Araştırma, Facebook kullanıcılarının yaş ortalamasının artmasıyla (ebeveynlerin de Facebook’a katılmasıyla), gençlerin kendilerini daha rahat hissedecekleri sosyal ağlara yönelmeye başladığını belirtiyor. Anne ve babaların Facebook’ta olması, gençlerin sürekli denetim altında hissetmelerine neden oluyor.

Not: Facebook’un gelecek açısından umut vermemesinin bir nedeni de “gün geçtikçe karmaşıklaşması.” Bundan daha önce Sosyal Fragmantasyon yazısında detaylıca bahsetmiştik;

Facebook insanlara her şeyi sunmaya çalışıyor. Ruh hali, beğenilen markalar, okunan kitaplar, izlenen filmler, çekilen fotoğraflar vs. Bu kadar çok özellik iyi bir yapı gibi görünse de oluşan karmaşıklık insanları sıkıyor ve farklı mecralara yönelmelerine sebep oluyor.

Örnek olarak;

Instagram’da sadece fotoğraf ve video ile karşılaşırsınız, Twitter’da çok vaktinizi almayan (kısa) metinler okursunuz. Soundcloud’ta sadece ses kaydı dinlersiniz. Youtube’da videolar izlersiniz. Üstelik bu mecralarda paylaşım da takip de çok kolaydır. (Instagram’da fotoğraf paylaşmanın ya da Twitter’da tweet atmanın zor olduğunu düşündünüz mü hiç?)

Peki Facebook denince aklınıza ilk gelen şeyler ne? Haber kaynağı ve profil sayfaları, yani karmaşa (Kısa metinler, uzun yazılar, fotoğraflar, videolar, yer bildirimleri, beğeniler vs.)…  Tabi ki sadece Facebook değil, Twitter da bu karmaşaya girmeye başladı.

 

Güncelleme:

Son 3 yılda 13-17 yaş arası kullanıcıların %25’i, 18-24 yaş arası kullanıcıların ise %8’i Facebook’u tert etti.

2014 01 16 Facebook Facebook trendi, gençler arasında düşüyor.

 

Yazıda kullanılan çizim Nurdan Tanrıver‘e aittir ve bu yazıya özel hazırlanmıştır.
diversity
Dijital Pazarlama

Markalar için bireyselleşme!

İnsanlar “kendilerini özel hissettiren kişi ve markalara” bayılırlar. Özellikle son yıllarda insanların, markalardan bu konudaki beklentileri çok fazla artış gösteriyor. Artık herkesin kullandığı bir ürün insanları tatmin etmiyor. Cem Yılmaz’ın bir gösterisinde de vurguladığı gibi; müdavimlik ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan  “bana da mı menü?”  söylemi, artık sadece restorantları kapsamıyor, tüm sektörlere yayılım gösteriyor.

Bu değişimi farkeden global markaların ürün üretiminde bireyselleşmeye doğru yöneldiğini görüyoruz.

Konunun temeline inersek tüketicideki bu beklentiyi artıran ve markaların yönelmesini sağlayan şey dijital… Dijital, satın alma alışkanlıklarımızı çok fazla değiştirdi. Eskiden mahallemiz ve çevre bölgelerden satın alım yaparken, artık Çin’den ürün sipariş edebiliyoruz. Tabi bu globalleşmenin oluşturduğu rekabet ortamında, markaların tüketicide sadakat oluşturması da zorlaşıyor. Tüketiciler açısından bakacak olursak da, herkeste olan bir ürün insanları tatmin etmiyor.

Markalar bu değişimin sonucu olarak, tüketicileri üzerinde sadakat oluşturabilmek için bireyselleşmeye yöneliyorlar.

Ürün ve hizmette yaşanan bu bireyselleşme değişimi, iletişimde ise biraz daha yavaş ilerliyor. Markalar geleneksel mecralara göre daha uygun maliyetli olan dijitalde, eskiye göre çok daha düşük bütçelerle çok daha fazla kişiye ulaşma imkanına sahipler. Bunun sonucu olarak markaları çok fazla insana ulaşma hevesi sarmış durumda. (Bu yüzden iletişimde değişim daha yavaş ilerliyor) Ancak artık markalar için önemli olan kaç kişiye ulaştığınız değil, kaç kişiyle birebir diyalog kurduğunuz…

Çünkü herkeste olan ürünün tüketiciyi tatmin etmemesi gibi, herkese seslenen bir “söylem” de tüketiciyi etkilemiyor. İnsanları etkilemek istiyorsanız, onları tanımak, sevdikleri ve sevmedikleri şeyleri bilmek ve bu detaylar özelinde onlarla konuşmak zorundasınız. Bu noktada sosyal ağlar başta olmak üzere bir çok dijital servis, markalara büyük imkanlar sağlıyor. Bireysel düzeyde yapılabilen hedeflemeler ile markalar, insanları tanıyabilecekleri ve birebir diyalog kurabilecekleri bir yapıya sahipler.

Sonuç olarak, sadece Facebook’taki fan sayınız, şubelerinizde yapılan yer bildirimi sayıları ve videolarınızın izlenme sayıları ile övünüyorsanız, size kötü bir haberim var… Büyük bir boşluğun içerisinde kendinizi kandırıyor olabilirsiniz…

Gerçeklerle yüzleşmek mi istiyorsunuz? Hemen tüketicilerinizi takibe başlayın ve onlarla bireysel diyaloglar kurun.. İşte o zaman bu boşluğu doldurabilirsiniz…

 

fotoğraf copy
ARAŞTIRMALAR, Dijital Pazarlama

Tüketicilerin karar verme tarzını oluşturan 8 özellik.

Tüketicilerin satın alma kararları, 1986 yılında Sproles ve Kendall isimli yazarların araştırma konusu olmuştur. Yapılan incelemeler sonucu 2 yazar, tüketicilerin karar verme tarzını oluşturan en temel sekiz zihinsel özelliği belirlemiştir.

Sproles ve Kendall’ın bu incelemeler sonucu geliştirdikleri “Tüketici Tarzları Envanteri“nin içerdiği bu 8 zihinsel özellik;

  • Mükemmeliyetçilik: Ürünlerde yüksek kalite aranmasıdır. Bu tarza sahip tüketiciler daha dikkatli karşılaştırma yaparlar, sistematik bir tarzları vardır.
  • Marka odaklılık: İyi tanınan, oldukça pahalı markaların tercih edilmesidir. Bu satın alma tarzında yüksek fiyatın en iyi kaliteye sahip olduğuna inanılır. Aynı zamanda çok satan ve tanınan markalar tercih edilir.
  • Yenilik ve son moda odaklılık: Yenilikleri yakından takip etmek vemoda olan ürünleri denemek ön planda yer alır. Bu tarzı benimseyen tüketiciler alışveriş esnasında çok dikkatli değildirler. Fazla mukayese yapmadan ani karar verirler. Fiyat hassasiyetleri yüksek değildir.
  • Eğlence odaklılık: Bu satın alma tarzında alışverişe eğlence veya boş vakitleri değerlendirme aracı olarak bakılır. Alışveriş zevkli ve hoş bir aktivite olarak değerlendirilir.
  • Fiyat odaklılık: Genellikle indirimli fiyatlara önem verilir. Bu tarza sahip tüketiciler fiyat incelemesi yaparak, paralarıyla alabileceklerinin en iyisini almaya çalışırlar.
  • Dikkatsizlik: Ani ve fazla düşünmeden alışveriş yapılmasıdır.Planlanmayan ve ne kadar harcandığına dikkat edilmeyen alışverişler bu grupta yer alır.
  • Çeşit karmaşası: Farklı ürünlerin kalite düzeyleri ve içerikleri hakkında fazla bilgi toplamaktan rahatsızlık duyulmasıdır. Bu tarza sahip tüketiciler için her bir ürünün farklı özelliklerini öğrenmek kafalarını karıştırır ve çok zor karar verirler.
  • Marka sadakati(Alışkın olmak): Favori marka ve mağaza belirleyip sadece onlardan alışveriş yapmaktır. Bu marka ve mağazalar kişide alışkanlık yaratmıştır, alternatiflerle fazla ilgilenmezler

Yazarlara göre bireylerin karar verme tarzları bu özelliklerin bir kombinasyonu ile; özellikle de bir veya ikisinin baskınlığıyla oluşmaktadır.

 

Ayrıca;

Kotler ve Armstrong,  satın alma karar süreci aşamalarını;problemin farkına varılması, alternatiflerin belirlenmesi ve bilgi toplama, alternatiflerin değerlendirilmesi, satın alma kararı ve satın alma sonrası davranışlar olarak ifade etmişlerdir

Kaynaklar: 

ijmeb.org/index.php/zkesbe/article/view/418/pdf

http://akademikpersonel.kocaeli.edu.tr/umit.alniacik/bildiri/umit.alniacik25.11.2011_14.18.45bildiri.pdf

 

Yazıda kullanılan çizim Nurdan Tanrıver‘e aittir ve bu yazıya özel hazırlanmıştır.
how-to-measure-twitter-marketing-in-google-analytics-624x351
Dijital Pazarlama

Twitter analizi için en iyi uygulamalar

Facebook, markalar ile bir çok istatistiki bilgiyi paylaşıyor ancak Twitter’da detaylı bilgiler için reklamveren olmanız gerekli. Markanız için Twitter’da henüz reklam vermediyseniz, aşağıdaki uygulamalar size ihtiyacınız olan bilgilerin tümünü vermese de, bir çok konuda yardımcı olacaktır.

Free ve premium seçeneceği bulunuyor. Ücretsiz versiyonu çalışmalarınızda faydalı olacaktır.

home laptop Twitter analizi için en iyi uygulamalar

Hashtag analizi konusunda oldukça iyi bir uygulama. Twitonomy gibi hem ücretsiz hem de ücretli versiyonları var.

pazarlama Twitter analizi için en iyi uygulamalar


2010 yılından bugüne Twitter’da arama yapabilirsiniz. Geçmiş dataya sahip olması bu uygulamayı farklılaştırıyor.

pazarlama2 Twitter analizi için en iyi uygulamalar

Herhangi bir Twitter kullanıcısyla ilgili bir çok bilgiye ulaşabilirsiniz.

pazarlama3 Twitter analizi için en iyi uygulamalar

 

Socialbro, Twitter konusunda en detaylı analizleri veren uygulamalardan biri. 14 günlük deneme hesabı açabilirsiniz, ancak sonrasında ücretli paketlerden almanız gerekiyor.

pazarlama4 Twitter analizi için en iyi uygulamalar

 

Socialbakers’ın analytics hizmeti de incelemeye değer. Demo raporu inceleyebilir ve bir süreliğine ücretsiz kullanabilirsiniz. Ancak sonrası için Socialbakers’da da premium paket satın almanız gerekiyor.

dfs Twitter analizi için en iyi uygulamalar

Sonuç olarak bu uygulamalar çalışmalarınıza katkı sağlayacaktır ancak hepsi “bir çok data paylaşmalarına rağmen, gerçekten fayda içeren, kullanılabilir bilgiyi” paylaşmazlar. Bu yüzden önerim Twitter’daki müşterilerinizle diyaloglarınızı artırın, onlarla ilgili bir çok bilgiye sahip olun ve Social CRM alt yapınızda toplayın.

turkiyeye_75_milyar_dolarlik_tren_yolu_projesi_h78037
Dijital Pazarlama, Genel

Hepimiz birer markayız…

Bir çoğumuz markaların departmanlarında çalışıyor, iş süreçlerimizi planlıyor, hedefler koyuyor, stratejiler oluşturuyoruz.

Ancak iş kendi hayatımıza geldiğinde hiçbir alanda hedef, strateji ve plan gözetmeksizin doğaçlama bir yaşam sürüyoruz. Bunun sonucunda gerçekleşen başarısızlık ve mutsuzlukların ise sorumluları her zaman başkaları oluyor… (Öyle değil mi?)

Aslında her insan bir markadır. Özellikle hayatımızın dijitalleştiği ve “online profiller oluşturarak düşüncelerimizi dile getirdiğimiz” bugünlerde “bireysel markalaşma” daha çok önem kazanıyor… Peki kendi markanız için aşağıdaki soruları hiç sorguluyor musunuz?

  • Vizyonunuz ve misyonunuz nedir?
  • Güçlü ve zayıf yanlarınız nelerdir?
  • Güçlü yanlarınızı daha iyi yapmak mı, yoksa zayıf yanlarınızı geliştirmek mi istiyorsunuz?
  • İnsanlar sizi nasıl tanısın istiyorsunuz?
  • Kısa, orta ve uzun vadede hedefleriniz nelerdir? (İş, özel hayat, aile, dostlar vs)
  • Şu anki durumunuz nasıl? (hedefleriniz ile şu anki durum arasındaki fark ne kadar?)
  • Hedefleriniz doğrultusunda stratejileriniz nelerdir?
  • Bu stratejiler üzerinden nasıl bir planlamanız var?

Çoğunluğun cevabı ne yazık ki hayır…

Bu durumda başarılı ve mutluysanız, çok şanslı olduğunuzu söyleyebilirim…

Çalıştığımız kurumda nasıl ki bu soruların cevapları varsa ve şirketin bir sene sonra nasıl bir konumda olacağını tahmin edebiliyorsak;

Ya da en basitinden kendi işimizle ilgili “şu an yapmamız gerekenleri ve gerçekleştirmemiz gereken hedefleri” biliyorsak, kendi hayatımızda da bu sorulara cevap bulmak zorundayız…

Aksi durumda yaşadığınız belirsizlik sizi her zaman başarısızlık ve mutsuzluğa sürüklüyor olacak.

Son olarak şu sözü hatırlatmak isterim: Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok.

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme