Browsing Category

Genel

Zıpla-Cesaretim-Yok-Karikatür
Genel, İŞ HAYATI

Türkiye kültürü ve iş hayatındaki başarısızlıklar

Türkiye’deki alışılagelmiş kültür, iş yaşamındaki başarısızlıkların ana kaynaklarından bir tanesi…

Bebeklikten çocukluğa, ergenlikten evliliğe… Hep bir şeyler için “yapma, bulaşma, elleme, konuşma, karışma” denilerek geçiyor…

Bu sözlerin oluşturduğu duvarlar arasında büyüyen nesil ne yazık ki karar alma, yeni şeyler deneme, sorumluluk alma, yönetme, ciddiyet ve cesaretten yoksun olarak iş hayatına atılıyor ve büyük bir kısmı bu şekilde devam ediyor…

İkinci durum ise “tutuculuk ve vazgeçememek”… Belki de bu  Türkiye’deki gelir durumunun çok da yüksek olmamasından kaynaklanıyor. Ailelerin eski eşyaları ve kullanılmayan şeyleri lazım olur diye saklaması, gelecek yerine geçmişe bağlı yaşamaları ve parasal tutumları, bireylerde vazgeçememe ve tutucu olma durumunu ortaya çıkarıyor. Bu da iş hayatında çok zararlı sonuçlar oluşturabiliyor. Nasıl yani?

“Nasıl olsa işler yolunda gidiyor” düşüncesiyle eski dinamiklerden kurtulamamak ve yeni teknolojileri kaçırmak…

Eski ama verimsiz çalışanları işten çıkaramamak…

Başarısız olan projeyi tamamen kaldırmak yerine düşük bütçeli dahi olsa devam ettirmeye çalışmak, zararı artırmak…

Eskiden işleyen ama şu an işlevi olmayan kurallar, eşyalar, makinalar vs’den kurtulamamak…

// Kanımızı emerler düşüncesiyle yabancılara Türkiye’de yatırım imkanı vermemek, gelecek teknolojilerden ve istihdamdan mağrum kalmak- tutuculuğun Türkiye’ye yaşattığı en büyük kayıplardan biri… //

Örnekleri çoğaltabiliriz ama bu kadarıyla da konunun anlaşıldığını düşünüyorum…

Sonuç olarak iş hayatında daha başarılı bir nesil istiyorsak, kültürümüzdeki bazı şeyleri değiştirmemiz ve geliştirmemiz gerekiyor. Bunun yolu da eğitim sisteminden geçiyor.  Eğitim sistemimizde bu tarz  radikal değişiklikler yapmamız şu an için pek mümkün gözükmese de, şirketlerin lise itibariyle olmak üzere genç nesille iletişime geçmesi ve eğitmesi çok daha parlak bir Türkiye için olmazsa olmaz…

Şirketlerin liseden başlamak üzere eğiteceği ve şirketlerine katacağı parlak beyinler hem günümüze katkı sağlayacağı gibi hem de gelecek nesillerin daha iyi yetişmesi için sağlıklı ve doğru bir ortam hazırlayacaklardır.

123
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Bir alışveriş merkezinde dolaşırken farkında olarak ya da olmayarak yönlendirildiğinizi hissediyor musunuz?

  • Premium bir mağazaya girdiğinizde kalitenin kokusunu alıyor musunuz?
  • Mağaza vitrinindeki ışıltı, cıvıltı sizi içeri doğru çekiyor mu?
  • Biraz dinlenmek istediğinizde buram buram kahve kokuları etrafınızı sarıyor mu?
  • Ya da bir mağazada dolaşırken müziğe kendinizi kaptırıp zamanı unutuyor musunuz?
  • O ceket ne kadar da yumuşaktı, tekrar dokunmak istemiyor musunuz?

 

İşte bunlar hep pazarlamanın oynadığı oyunlar…

1111 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

Yeni çalışmalar, duyuların insan davranışları üzerindeki etkisini, gün geçtikçe daha iyi çözdüğünü gösteriyor. Basit örnekler ile açıklayacak olursak;

  • Marketlerdeki taze ekmek kokusu, acıkma hissi oluşturuyor ve marketten eve geldiğinizde “ben bunları niye aldım” diye düşünebiliyorsunuz…
  • Arabanın kapısını kapattığınızda çıkan o tık sesinin aslında uzun çalışmalar sonucu oluşturulması yine bir pazarlama taktiği.
  • Markanın logosunu görmeseniz de rengi aklınızda bir kıvılcım çaktırıyor. Jenerik markaların bu konudaki debranding çalışmaları gün geçtikçe çoğalıyor.
  • Uzun yola çıktığınızda yolun kenarında özenle dizilmiş, sepet ve çuvallar içindeki meyveler ne kadar da doğal gözüküyor değil mi? Büyük ihtimalle bunlar için dolu dolu tarım ilacı kullanılıyor, fakat size sunumu o kadar organik görünüyor ki kesinlikle ilaçlı olamazlar…

 

Şirketler duyuları kullanarak, insan davranışlarına etki eden bilinçaltına oynuyorlar. Kokunun gücüyle açlık hissi yaratıyorlar ya da ses ile sizi daha uzun süre mağazada tutabiliyorlar.

114242 Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları

 

 

Bilinçaltı konusunu daha detaylı inceleyecek olursak;

Araştırmalara göre, insanların satın alma davranışına bilinçaltının etkisi % 80’in üzerinde… Martin Lindstrom Buy-ology kitabında, bilinçaltı tercihlere bilimsel bir gerçeklik getirmiştir.

FMRI teknolojisi kullanılarak yapılan deneylerde, insanların bir etkiye (reklam, ürün vs) bilinçli verdiği tepkiler ile beyinlerindeki uyarılan noktaların çok farklı olduğu ortaya çıkmıştır.

Kitapta anlatılan çalışmalardan biri, sigara paketlerindeki uyarıcı yazılar ile ilgiliydi. İnsanlar bu uyarıcı yazıların sigarayı azaltmalarında etkili olduklarını söylerken, beyin dalgaları tam tersi şekilde haz noktalarının uyarıldığını gösteriyordu.

 

Duyuların bilinçaltına ve davranışlara etkisini çok güzel anlatan bir örnek de dünya.com’da bulunuyor. Duyusal pazarlamanın 100 milyon dolarlık etkisi yazısında belirtilen araştırma oldukça ilgi çekici:

“Oxford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, kırmızı rengin ağırlıklı kullanıldığı meyve konseptli bir odadaki deneklerin viskiyi yüzde 13 oranında daha tatlı bulduklarını, öte yandan orman-odun konseptli bir odada ağaç çıtırtısını dinleyen deneklerin diğer iki odaya kıyasla yüzde 15 daha keyif aldıklarını belirlemiş… Günün sonunda ürünün nasıl tüketildiğini belirleyen tüm bu araştırmalar markaların dokusu, ambalajın sesi, servis kaliteleri konularına eğilmelerini ve bu konularda maksimum hassasiyet göstermelerini sağlıyor.”

 

Sonuç olarak, insanların günde binlerce (çeşitli araştırmalarda 3.000 – 10.000 arasında değişiyor) reklama maruz kaldığı günümüzde, markaların akıllarda yer etmesi çok daha zor. Bu zorluklar içerisinde 5 duyuya hitap edebilen markalar daha avantajlı olacaklar.

10-ways-to-humanize-your-brand-on-social-media-234e08c60b
Dijital Pazarlama, Genel

Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Duyusal Pazarlama ve Satın Alma Davranışları yazısında duyulara hitap eden şeylerin bilinçaltını ve satın alma davranışlarını nasıl etkilediğinden bahsetmiştik. Bu yazıda da markaların duyularımıza hitap eden şeyleri sahiplenmesinden bahsedeceğiz.

En başından başlayalım. Her şey bir toz bulutuyken, markalar ulaşılamaz ve soyut varlıklardı. Güç markalardaydı. Çok daha az markanın olması tüketicilerin seçim alanını daraltıyordu.

Şimdi ürün, marka ve hizmet çeşitliliğinin artması ile güç tüketiciye geçti. İnsanlar tek bir markaya mecbur değil; memnun kalmadığı ya da sadece değişiklik istediği zaman bile başka bir markayı tercih edebiliyor. Markalar ise tercih edilmek için farklı yollar arıyor.

Bu yollardan biri duyusal pazarlama ya da nöromarketing olarak belirtiliyor. Ancak bu, çok basite indirgenmiş bir kavram. Asıl konu markaların insanlaşması. Markalar insan kimliklerine bürünerek kendilerini sevdirmeyi amaçlıyor. Duyular ise sadece bunun bir parçası.

Mac Vs. PC1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

Markanın bir insan olabilmesi için önce somutlaşması gerekiyor. Renk, şekil, koku, ses, doku… Markanın kişiliğine göre çoğuna ya da hepsine sahip olması gerekiyor. Sonraki aşama ise karakter olarak ortaya çıkıyor. Marka nasıl konuşur, ciddi midir, samimi mi? Bunu da başka bir yazıda incelemek gerekiyor.

 

Haydi koku duyusundan başlayalım;

Koku hafızasının gücünü, markalar keşfetmiş durumda. Yıllar önce bir markayı kokusundan tanıyacağımızı düşünmezdik bile. Özel araştırmalar, uzun Ar-Ge çalışmaları, tonla harcanan bütçeler sonucu markanın bir kokusu oluyor. Güçlü koku hafızamızla, o tanıdık hissi yaşıyoruz. O marka artık bizden biri.

Rolls-Royce kokunun gücünü erken keşfeden markalardan. 1960lı yıllarda ürettiği yeni modelin, önceki modellerin sağladığı keyfi sağlamaması üzerine araştırmalara başlamış. Ve eski modellerde kullanılan doğal maddelerin oluşturduğu özel kokunun yeni modelde olmadığının farkına varmış. Haftalar süren çalışmalar ile Rolls-Royce kendi kokusunu elde etmiş ve müşterileri memnuniyeti sağlanmış.

rolls royce phantom coupe interior1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ses duyusunu inceleyecek olursak;

Ses, markalaşma stratejilerinde gittikçe daha fazla kullanılıyor. Önceleri ses, sadece reklam müziklerinden ibaret olarak düşünülüyorken, kola kapağının açılma sesinden otomobil kapısının kapatılma sesine kadar indirgenmiş durumda. Bu konudaki en etkili örneklerden biri kola şişe kapağının açılma sesidir. Bu ses hepimizin aklına tek bir markayı getiriyor.

 

coca cola brrr 2009 610x914 200x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Ayrıca akıllara takılan reklam müzikleri de sesin markalar tarafından kullanımında etkili bir örnek. Reklam müziklerinde dikkat edilmesi gereken, o müziğin markayla özdeşleşmesi. Çoğu reklam gibi reklam müzikleri de hangi markaya ait olduğu bilinmeden unutulup gidebiliyor. Markaların yıllar önceki jinglelarını şimdiki reklamlarında kullanıyor olması, akılda kalıcılığı oldukça iyi sağladıklarını gösteriyor. Buna en başarılı örneklerden biri Eti olarak gösterilebilir.

Daimler Chrysler’in 1990’larda üzerinde yoğun olarak çalıştığı konu araba kapısının kapanma sesiydi. 10 mühendisin çalıştığı projede, en mükemmel sesin bulunmasına odaklanıldı. Kapının kapanma sesinin bile kaliteye olan etkisini erken fark etmiş bu marka, ses duyusunun kullanılmasının başarılı örneklerindendir.

 

Görme duyusuna rengi örnek gösterecek olursak;

Görme duyusu, insanların en çok bu yöndeki pazarlama çalışmalarına maruz kaldığı alandır. Renk, logo, şekil, market rafındaki konum, mağaza tasarımı vs birçok unsur ile markalar kendi kişiliklerini yaratır.

İnsanlar, fiziksel kapasiteleri gereği çevreden gelen tüm uyarıları algılayamazlar. Bu nedenle markanın sahipleneceği renk, diğer pazarlama çalışmaları ile koordine ve kullanıldığı mecralarda dikkat çekici olmalıdır. Ayrıca bu uyarıların yeteri kadar tekrar edilmesi, marka kimliğinin bütünsel bir algı oluşturmasını sağlar.

Noel Baba figürünün 1950’li yıllara kadar kıyafetlerinin yeşil olduğunu biliyor muydunuz? Coca Cola, reklamlarında Noel Baba’yı kullanmaya başladığında, kıyafet renkleri de kırmızı beyaza dönmüş ve günümüze kadar da kırmızı beyaz olarak devam etmiştir. Fark etmesek de Noel Baba figürü bize Coca Cola’yı çağrıştırıyor olabilir.

Mavi rengin, gözü ve beyni diğer renklere göre daha az yormasından dolayı çoğu sosyal medya platformu, mavi rengi tercih ediyor. Twitter mavisi, farklı tonu ile dikkat çekiyor ve bir renk tonu olarak kullanılmaya başlandığı söylenebilir. “Twitter mavisi bir elbise istiyorum.” diyen bayanlar görebilirsiniz.

social media interraction2 192x300 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Uzun zamandır çoğu yerde gördüğümüz Nescafe bardaklarının rengine, araştırma sonucu karar verilmiş. Farklı termostatlardan aynı kahveleri içen deneklerin, kahveler için yorum yapmaları istenilmiş. Kırmızı renk için “zengin” yorumu çoğunluktayken; mavi için hafif, sarı için zayıf ve kahverengi için sert yorumları öne çıkmış.

 

Tat duyusuna bir bakalım;

Tat duyusu denince genelde akla yalnız gıdalar gelir. Ancak gıda takviyeleri, ilaçlar, diş macunları da bu konuda yoğun çalışma yürütülen ürünlerdir.

Listerine örneğini inceleyelim. Başarılı ağız çalkalama suyu markası, pazara girdiğinde kötü tadı sebebiyle rakiplerine göre tercih edilmiyordu. Tat duyusu, marka tercihinde oldukça etkilidir. Tabi Listerine bu sorunu başarılı bir şekilde çözdü: Tadının kötü olduğunu kabul ederek, “günde iki kez katlanmanız gerekiyor” söylemini benimsedi. Böylece insanlarda, Listerine’in sağlık için gerekli olduğu algısı oluştu. Bu konuyu başka bir yazıda inceleyebiliriz.

video banner 1 Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Tat pazarlamasında Redbull örneğini de inceleyebiliriz. Redbull’un birçok pazarlama çalışmasının yanında, tercih edilmesinde tadının büyük etkisi olduğu belirtiliyor. Markanın, ürünün tercih edilmesindeki etkisi üzerine gözü kapalı tat testleri yapılıyor. Bu testlerin sonucu için hislerin yüze yansımasından yararlanılıyor.

 

Dokunma duyusunu incelediğimizde;

Dokunmaya yönelik pazarlama teknikleri markanın verdiği mesajı güçlendirir ve müşteri deneyimine yeni bir boyut katar. Dokunma ile ürün ve tüketici arasında yakınlık kurulur.

Tekrar bir otomobil örneği ile devam edelim. Otomobil satın almak isteyen tüketicilerin % 49’u otomobil satın almadan önce sürücü koltuğuna oturuyor, koltukların ve direksiyonun dokusuna bakıyor, ön panele dokunuyor. Araştırmalara göre Mercedes, tercih edilme sebeplerinde iç tasarımı ve dokusu önemli rol oynuyor.

Adsız Duyusal Pazarlama: Markalar kokuya, dokuya bürünüyor

 

Unilever Ar-Ge bölümü, beyin ve duyular üzerine yaptığı çalışmalarda cilt üzerinde dokunuşlara karşılık veren C-lifleri adında özel bir sinir sınıfı keşfetti. Araştırmalar sonucu, bakım ürünleri tasarımında kullandıkları ambalaj malzemeleri ile dokunma duyusuna hitap ediyor.

 

Sonuç olarak;

Tüm bu çalışmalar sonucu marka elle tutulur, gözle görülür bir kimliğe bürünüyor. Ayrı ayrı tüm duyular, marka ve tüketici arasında bağ kurmayı, tüketiciye deneyim sunmayı sağlıyor. Kurum kişiliğinin tüketiciye en doğru şekilde iletilmesi için kullanılabilir tüm duyulara hitap edilmesi de çok önemli.

Sizin markanız nasıl kokuyor, ne renk, şişman mı zayıf mı, eğlenceli bir sesi mi var yoksa duygusal mı? Tüketici için bir arkadaş, bir abi gibi, markalar vazgeçilmez olmak için insan olmak zorunda.

 

 

Konuyu sunum formatında da inceleyebilirsiniz;

g228683_u77762_messi
Genel

Başarılı insanlarda fark ettiğim ortak özellikler

Çevremdeki başarılı insanların birçok ortak özelliği olduğunu görüyorum.. Bunları yazmak istedim;

Ceo, yönetici, uzman, bakkal, garson, çöpçü… Hangi işi yaptıklarının bir önemi yok. İşlerini en iyi şekilde yaparlar, “Bu konuda onunla çalışabilirsiniz” cümlesini gönül rahatlığıyla kurabilirsiniz bu kişiler için..

Cesurlar… Yeni bir durumla karşılaştıklarında onu anlamaya, öğrenmeye ve uygulamaya çalışırlar.. Yeniliklere açıklar ve bilmedikleri şeylere karşı korkak değiller..

Sempatikler… Yaptıkları işleri ne para ne de başka bir şey için yaparlar… Oyun parkında eğlenir gibi keyifliler..

Çalışkanlar… İşlerine tutkuyla bağlılar ve bu tutku onların çalışma azmini fazlasıyla artırıyor…

İnisiyatif alıyorlar…

Bıkmaz, usanmazlar.. Yaptıkları işi tatmin olana kadar denerler.. Tek bir fotoğraf için saatlerce uygun gün ışığını bekleyebilirler.

Sorunun değil, çözümün parçası olurlar.. “Haydi şimdi ne yapacağız onu düşünelim” bu cümleyi onlardan sık duyarsınız..

Katı değil, esnektirler.. “Bir saat daha kalalım, işlerimizi bitirelim, ne dersin?” dediğinizde, alacağınız cevap “Tabi ki”dir.

Hedefleri ve hayalleri vardır.. Bu kişiler her zaman motivedir, ekstra motivasyona ihtiyaç duymazlar. Hayalleri onları sürekli motive tutar..

Az uyurlar.. Gereğinden fazla uyku bu tarz kişiler için vakit kaybıdır.

Planlıdırlar.. Zamanı iyi yönetemeyen birinin başarılı olması çok zor. Bu kişiler planlamalarıyla zamanı çok iyi yönetirler..

İyi dinleyicilerdir… Konuştuklarından daha fazla dinlerler, çevrelerindeki insanlara “değer verdiklerini” hissettirirler..

BBm-3a8CcAAh22S
Genel, İŞ HAYATI

Topluluklarda Aynılaştırma, Farklılaştırma…

Küçük ya da büyük farketmez.. Bütün toplulukların ortak bir özelliği var; Aralarına yeni katılan insanlara önce “aynılaştırma” sonra da  “farklılaştırma” çalışması yaparlar… Tüm bu çalışmalar sonucu ise ortaya, mutsuz bireyler çıkar.. Kısa bir örnek verecek olursak; yeni bir şirkette çalışmaya başladığınızı düşünelim;

  • Orada çalışan insanlarla “ortak özellikleriniz varsa” onlarla kolay uyum sağlarsınız. Ya da siz onlarla iyi anlaşabilmek için “ortama uygun” davranmaya çalışırsınız..
  • “Burada kurallar böyledir… burada işler böyle yürür” gibi cümleleri çok duyarsınız.. Sizi kendilerine benzetmeye ve ortama ayak uydurmanızı sağlamaya çalışırlar.

Bunlar “aynılaştırma” çabalarıdır.. Çünkü siz diğerlerinden biraz farklı olursanız, diğerlerini rahatsız edersiniz… (“Bu iş böyle yürümez” dediğinizde hali hazırdaki sisteme alışmış bireyler rahatsız olur.)

Peki sonra;

  • Şirkete olan katkınız sorgulanmaya başlar.
  • Yerinize “daha uygun maaşla çalışabilecek biri” yerleştirilse, çıktıda hiçbir değişiklik olmayacağı düşünülür…

Çünkü ortaya hiçbir farklı fikir atmadığınızda “vazgeçilebilir ya da yeri doldurulabilir” biri olursunuz…

Ya da en başa dönelim;

Topluluğa dahil olduğunuzda “farklılığınızı” korusanız, bu sefer de “dengeleri bozduğunuz” için sorgulanırsınız..

Sonuç olarak mutsuzluk kaçınılmaz…

Hani Hababam Sınıfı’nda Mahmut Hoca diyor ya; huyundan mıdır, suyundan mıdır bilmem, buraya gelen bunlara benziyor..  İşte siz o Hababam Sınıfı’na gelen zeki çocuksunuz.. mutsuz olmak kaçınılmaz…. Ortaya ayak uydursanız “Mahmut hoca” kızacak, aksi durumda ise yalnız kalacaksınız…

Konunun sonucuna bakacak olursak;

Farklı insanlar toplumda pek sevilmiyor… Ancak dünyanın gelişmesi için bu farklı insanlara ve onların fikirlerine ihtiyacımız var.. (Düşünsenize ortaya hiçbir farklı fikir atılmasa, dünya nasıl gelişebilirdi ki?)

Bu yüzden “farklı olduğunuzu düşünüyorsanız” ne yaparsanız yapın, sorgulanacağınızı bilin ve bu durumu kabullenin…(Böylece daha mutlu olabilirsiniz)

Eğer topluluklar içerisinde yer alıyorsanız “farklı olduğunu düşündüğünüz insanların düşüncelerine  daha çok değer verin”… İnanın buna değecektir…

 

bigpreview_Creative Roller-Coaster
Genel

Deneyim Pazarlaması : Deneyim artık ürünün ta kendisi…

Deneyim pazarlaması terimini son dönemde sıkça duymaya başladık. Peki, nereden çıktı bu deneyim pazarlaması?

Dünya son yıllarda hiç olmadığı kadar büyük bir değişim içerisine girdi. Teknolojik gelişmeler, globalleşen pazarlar, rekabet artışı, ürün çeşitliliğindeki yükseliş, ürün ve hizmetler arasındaki farklılıkların azalması, tüketici alışkanlıklarının değişimi…

Tüm bu faktörler şirketleri, yapılarını değiştirme konusunda zorlamaya başladı. Tabi ki her kriz içerisinde fırsatları gizlediği gibi, bu değişim ve zorluklar da yeni fırsatları beraberinde getirdi. Deneyim pazarlaması da bu fırsatlardan biri…

Deneyim pazarlaması, ürün ve hizmetin sıradanlaşmaya başladığı günümüz şartlarında, tüketiciyi müşteriye çevirmede ve sadakat sağlamada önemli bir yer edindi. Bu konuya birkaç örnek ile biraz daha açıklık getirelim;

  • Bebek’te iç sokakların birinde 1-2 TL’ye çay içebilecekken, sahilde bulunan kafelerde 4-5 TL vermeyi göze alabiliyoruz.  / 5 TL’yi çaya mı veriyoruz yoksa o mekanda oturmak hatta yer bildirimi yapmak için mi?
  • Evimizde 0,25 TL’ye sütlü kahve içiyorken, neden büyük kahve zincirlerinde bir kahveye 8-9 TL vermeye başladık? / Satın aldığımız şey yine ürün değil.
  • Klasikleşmiş Nokia ve iPhone hikayesini de bu konuya örnek olarak gösterebiliriz.

 

Deneyim pazarlamasına geri dönecek olursak;

Deneyimin duygusal, sosyal ve psikolojik bağlantılarını unutmamak gerekiyor. Çünkü deneyimin insanları etkilemesinin nedeni, bu bağlantılar ve hafızada bırakılan izlerdir.(Bebek sahilde çay içmenin mutlu etmesi, kahve zincirlerine ait kahve bardağı ile dolaşmanın belirli bir sosyal aidiyet duygusu oluşturması vs) Bu bağlantıları sağlayacak ara elemanlar ise 5 duygu organı… Örnek verecek olursak;

  • Yeni araba kokusu insanların büyük bir kısmını etkiler. (Ben de listeye dahilim) Ama bu kokunun aslında doğal olmadığını ve üretilen arabalara fabrikadan çıkarken sıkılan bir spreyden ibaret olduğunu biliyor muydunuz?
  • Arkadaşlarınızla bir restoranda otururken, burnunuza gelen buram buram yemek kokuları üzerine acıktığınız oldu değil mi?
  • Pizza reklamlarında yakın plan gösterilen erimiş kaşar peyniri görüntüsü… Düşünürken dahi canınız çekecektir.

Örneklerden de anlaşılacağı üzere, insanların kalbine dokunmanın ve hafızalarında yer edinmenin yolu 5 duyu organlarına hitap etmek.

 

Yazının sonuna yaklaşırken;

Deneyim ile hizmet ve ürün arasındaki farkı biraz netleştirelim;

Mahallenizdeki bakkaldan alacağınız “toz çorba” üründür. Bu ürünü alıp, evinizde hazırlar ve çorbanızı içersiniz.

Mahallenizde bulunan lokantada müşterilere servis edilen çorba ise hizmettir. Evde hazırlayacak vaktinizin olmamasından ya da çorbasını beğendiğiniz için lokantaya gittiğinizde hizmet alırsınız.

Bebekte bir restoranda içeceğiniz çorba ise deneyimdir. Çünkü orada arkadaşlarınızla keyifli bir akşam geçirmek, boğazı seyretmek ya da yer bildirimi yapmak gibi sebeplerden dolayı bulunursunuz, bu durumda çorbaya değil, yaşadığınız deneyime para ödersiniz. Bu yüzdendir ki lokantada çorba 2 TL iken, Bebek’te 8-9 TL’dir.

 

Son olarak; Deneyim pazarlaması ile dijitalin bağlantısını inceleyecek olursak;

Buraya kadar bahsettiğimiz deneyim pazarlaması, genele hitap ediyordu. Ancak şirketler, dijital araçların sağladığı fırsatlar sayesinde, artık müşterileri ile ilgili birçok bilgiye sahipler ve bu bilgiler doğrultusunda “deneyim pazarlaması”, “bireysel deneyim pazarlamasına” dönüşüyor olacak.

Şu an Bebek’te olmak sizi mutlu ettiği için o restorana gidiyorken, yarın “hem orada olmak sizi mutlu ettiği için hem de ne sevdiğinizi bilerek yemekleri size özel farklılaştırdıkları ve isminizle hitap ettikleri için” gidiyor olacaksınız.

611x395_sinav_4f9524bfc4439
Genel, İŞ HAYATI

Bir önerim var…

Son zamanlarda üzerinde düşündüğüm bir konu var;

Türk toplumu olarak, neden risk almaktan bu kadar çok korkuyoruz, cesaret edemiyoruz, kararsız kaldığımız durumlarda hiçbir şey yapmamayı tercih ediyoruz?

Bunların tabi ki bir çok sebebi var ancak önemli bir tanesi üzerinde durmak istiyorum.

Hatırlarsanız, çocukken okulda sınavların bir kısmı test olurdu ve hocalarımız bize “4 yanlış bir doğruyu götürecek, kararsızsanız boş bırakın, daha çok puan alırsınız” derdi. Tabi ki biz de, kararsız kaldığımız her soruyu “komşunun çocuğundan düşük almamak için” boş bırakırdık.

Çocukken bize öğretilen bu “risk alma ve kararsızsan hiçbir şey yapma daha iyi sonuç alırsın” düşüncesi aslında hayat boyu bize zarar veriyor.

Okulda öğrendiğimizin aksine, yanlışlar da hatalar da insana çok şey katar, hiç ders almasak bile, bir dahaki sefer “nasıl yapmamamız gerektiğini” biliriz. Ancak hiçbir şey yapmadığımız durumda sadece yerimizde sayar ve zamanın gerisinde kalırız. Bu konuda çok sevdiğimiz birkaç sözü paylaşmak istiyorum;

Bilgeler hata yapmamanın bir lütuf olduğunu düşünmezler. Onlar, insanoğlunun en büyük erdeminin kendi hatalarını düzeltebilme ve kişiliğini yenileyebilme yeteneği olduğuna inanırlar. Wang Yang-ming

Yolunuza devam edin ve hata yapın. Yapabildiğiniz kadar yapın çünkü başarıyı bu yol üzerinde bulacaksınız. Thomas J. Watson

Peki bu sistemi değiştiremez miyiz?

En azından ortaokula kadar olan test sınavlarında “4 yanlış 1 doğru puanı” verse ve karakteri yeni yeni oluşan çocuklarımıza “hata yapmanın da insana bir şeyler kattığını ve risk almanın kötü bir şey olmadığını” öğretsek, ne kaybederiz, çocuklarımızın daha fazla puan almalarının bir zararı var mı?

Zaman Yönetimi
Genel, İŞ HAYATI

Zaman Yönetimi & Öncelik Yönetimi

Bilgi işçiliği yapan insanların en büyük problemlerinden biri şüphesiz zaman yetersizliği… Bu durum içerisinde işleri yetiştirebilmenin yolu, planlı yaşamak ve işleri önceliklendirmekten geçiyor. Planlı yaşamadığımızda ya da işleri önceliklerine göre sıralamayıp, acil olmayan işleri ilk sıraya aldığımızda oluşan karmaşa tüm hayatımızı stres ve sıkıntı içerisine sürüklüyor.

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi iş hayatında mutlu olmayan birinin tüm hayatı mutsuz geçiyor. (Bakınız: Mutsuz olacağım bir işte çalışmak mı? Aklını mı kaçırdın…)

Planlı ve işleri önceliklendirerek çalışabilmek için işlerimle ilgili  konularımı yazdığım ve takibini yaptığım bir “çalışma tablom” var. Bu dosyayı da sizinle paylaşmak isterim. Aşağıdaki linkten örnek 2 çalışma tablosunu indirebilirsiniz. Umarım çalışmalarınız için faydalı olur.

https://www.dropbox.com/sh/zulfqei9rnm16iy/sEmWg_RuV6

 

düşünce hataları
Genel, İŞ HAYATI

Sorunları çözmek mi oluşmasını engellemek mi?

Çok sık yapılan bir düşünce hatasından bahsetmek istiyorum: Sorun oluşturabilecek nedenleri ortadan kaldırmak yerine sorun oluşumuna izin vermek ve sorunları çözmeye odaklanmak.

Şirketler açısından konuya bakacak olursak; Dijital, markalar için önemli bir avantaj olduğu kadar büyük riskleri de içerisinde barındırıyor. Bu riskler karşısında yöneticiler karşılaşacakları krizleri nasıl çözeceklerine dair birçok süreç şeması hazırlarlar. Oysa ki bu planlar sadece krizi çözmek üzerinedir.

Şirketlerde kriz, genel olarak müşteri ile direkt ya da dolaylı yollardan temas kuran birimler nedeniyle olur. (üretim, hizmet, ik vs birimler örnek olarak verilebilir) Bu durumda yapılması gereken bu birimlerdeki çalışanlar ile bir araya gelerek olası krizleri belirlemek ve önlemek adına çalışmalar yapmaktır…

Ek: Kişisel olarak bu düşünce hatasına en sık düştüğüm konu: Kış öncesi grip aşısı olmaya üşenip, sonrasında ilaçlarla gripten kurtulmaya çalışmak. Sorunu ortadan kaldırmaya gereken önemi verip, Kış öncesi aşı olsam, muhtemelen Kış aylarını çok daha verimli geçiriyor olacağım.

turkiyeye_75_milyar_dolarlik_tren_yolu_projesi_h78037
Dijital Pazarlama, Genel

Hepimiz birer markayız…

Bir çoğumuz markaların departmanlarında çalışıyor, iş süreçlerimizi planlıyor, hedefler koyuyor, stratejiler oluşturuyoruz.

Ancak iş kendi hayatımıza geldiğinde hiçbir alanda hedef, strateji ve plan gözetmeksizin doğaçlama bir yaşam sürüyoruz. Bunun sonucunda gerçekleşen başarısızlık ve mutsuzlukların ise sorumluları her zaman başkaları oluyor… (Öyle değil mi?)

Aslında her insan bir markadır. Özellikle hayatımızın dijitalleştiği ve “online profiller oluşturarak düşüncelerimizi dile getirdiğimiz” bugünlerde “bireysel markalaşma” daha çok önem kazanıyor… Peki kendi markanız için aşağıdaki soruları hiç sorguluyor musunuz?

  • Vizyonunuz ve misyonunuz nedir?
  • Güçlü ve zayıf yanlarınız nelerdir?
  • Güçlü yanlarınızı daha iyi yapmak mı, yoksa zayıf yanlarınızı geliştirmek mi istiyorsunuz?
  • İnsanlar sizi nasıl tanısın istiyorsunuz?
  • Kısa, orta ve uzun vadede hedefleriniz nelerdir? (İş, özel hayat, aile, dostlar vs)
  • Şu anki durumunuz nasıl? (hedefleriniz ile şu anki durum arasındaki fark ne kadar?)
  • Hedefleriniz doğrultusunda stratejileriniz nelerdir?
  • Bu stratejiler üzerinden nasıl bir planlamanız var?

Çoğunluğun cevabı ne yazık ki hayır…

Bu durumda başarılı ve mutluysanız, çok şanslı olduğunuzu söyleyebilirim…

Çalıştığımız kurumda nasıl ki bu soruların cevapları varsa ve şirketin bir sene sonra nasıl bir konumda olacağını tahmin edebiliyorsak;

Ya da en basitinden kendi işimizle ilgili “şu an yapmamız gerekenleri ve gerçekleştirmemiz gereken hedefleri” biliyorsak, kendi hayatımızda da bu sorulara cevap bulmak zorundayız…

Aksi durumda yaşadığınız belirsizlik sizi her zaman başarısızlık ve mutsuzluğa sürüklüyor olacak.

Son olarak şu sözü hatırlatmak isterim: Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok.

kredi kartı ile fatura öde kredi kartı ile fatura ödeme vodafone fatura ödeme fatura öde ttnet fatura ödeme d-smart fatura ödeme vodafone borç ödeme avea borç ödeme digiturk fatura ödeme